Aydınlanma Çağı Filozoflar

Adam Smith Kimdir?

Adam Smith bir iktisatçı olmakla birlikte insan eylemleri üzerine değindiği konular önemli felsefi tartışmalara konu olur. Aydınlanma felsefesi içerisinde yer alan bir İskoç düşünürüdür.

Adam Smith’in Hayatı ve Eserleri

Adam Smith 16 Haziran 1723 tarihinde İskoç toprak sahibi ailenin bir ferdi olarak dünyaya gelmiştir. Babası gümrük işlerinde görev yapan bir avukattı. Annesi ise bir milletvekilinin kızıydı. Adam Smith’in babası o doğmadan altı ay önce hayatını kaybetmişti. 1737 yılında Glasgow Üniversitesinde doğal ve medeni hukuk alanında eğitim gördü. O üniversitede bir diğer İskoç aydınlanma düşünürü olan Hutcheson’un öğrencisi olmuştur. Mezun olduktan sonra Oxford Balliol Kolejine bursu olarak gitmiştir. Fakat oradan memnun kalmayarak 1746 yılında terketmiştir. iki yıl kadar ailesinin yanında kalmış ve Edinburg’a giderek serbest hocalık yapmaya başlamıştır. Edinburg’ta David Hume ile dostluk kurmuştur.

Adam Smith 1751 ile 1764 yılları arasında Glasgow Üniversitesinde hocasından boşalan kürsüye getirilmiştir. Burada ahlak felsefesi profesörü olmuştur. 1764 yılında profesörlük görevinden istifa edip zengin bir asilzadenin oğluna seyahat rehberliği yapmak üzere gezilere çıkmıştır. Bu gezilerin çoğu Fransada geçmiştir. Burada Voltaire ve Turgot gibi felsefecilerle tanışmıştır. 1766 yılında tekrar ülkesine dönerek eserlerini yazmaya devam etmiştir. 1778 yılında karlı bir gümrük işine getirilmiş ve 1787 yılına kadar bu görevi sürdürmeye devam etmiştir. O yıl Glasgow Üniversitesi rektörlüğüne getirilmiştir. 1790 yılında geçirdiği bir rahatsızlık sonucu hayatını kaybetmiştir. Adam Smith’in en meşhur iki eserleri:

The Theory of Moral Sentiments(Ahlaki Duygular Teorisi)

An Inquiry Into Nature and Causes Of The Wealth of Nations(Ulusların Zenginliğinin Doğası ve Nedenleri Üzerine Bir Soruşturma)

Bu eserlerden ilki ahlak felsefesi ile ilgiliyken diğeri ise siyaset felsefesi ile ilgilidir.

Adam Smith’e Göre İnsan Doğası

Adam Smith insan doğasıAdam Smith belli bir iktisat teorisi ve bu teoriye uygun bir ahlaki anlayı geliştirmeye teşebbüs eder. Fakat bu teşebbüsüne geçmeden önce insan doğası üzerine irdelemelerde bulunur.

Adam Smith insan doğası üzerine genel yasalara ulaşmayı amaçlar. Her ne kadar insanoğlu hem bireysel hemde kültürel açıdan farklı olsalar bile temelde bazı ortak duyguları paylaşırlar. Ona göre ortak olarak paylaşılan bu insan doğası evrensel bir özellik gösterir. Ona göre insan doğasının temelinde empatiye dayalı duygudaşlık bulunur. Böylelikle kişi diğer insanların acısını ve mutluluğunu paylaşabilir. Fakat diğer taraftan Smith, ulusların zenginliği kitabında insanın en temel özelliğinin öz çıkarını gözetmesi olduğunu vurgular.

Adam Smith, bir taraftan insanın duygudaşlık özelliğine sahip olduğunu söylerken diğer taraftan doyumsuz bir varlık olarak öz çıkarının peşinde koştuğunu vurgular. ,Ona göre, insan sosyal bir varlık olduğu için duygudaşlık özelliği onun öz çıkarı peşinde koşan bencilliğini ehlileştirebilir. Duygudaşlık, insanların diğer insanlarla girdikleri etkileşimi kolaylaştırır. Duygudaşlık sayesinde kişi kendi acılarından analoji yaparak diğer insanları anlayabilir. Duygudaşlık özelliğinin, her ne kadar ahlaki kişilerde bulunulduğu düşünülsede Smith’e göre, tüm insanlarda ortak olan bir yetenektir.

Adam Smith’in Ahlak Anlayışı

Adam Smith duygudaşlık

Adam Smith, insana ahlaki olarak nasıl davranacağını bildiren yetilerle donatılarak dünyaya geldiği fikrini reddeder. Aynı şekilde ahlak kuralları oluşturmak için kutsal kitaplara başvurma fikrini de kabul etmez.

Smith’e göre, İnsanın ahlaki hükümler vermek veya bunlara uymak için başvuracağı yegane kaynak duygudaşlık yeteneğidir. Bu yetenek sayesinde kişi empati yaparak diğer insanlara nasıl davranması gerektiğini anlayabilir.

Adam Smith’e göre kişi duygudaşlık yeteneği sayesinde başkalarının duygularına önem verip davranışlarını gözlemlerken, kendi davranışlarının da diğer insanlar tarafından gözlemlediğinin farkına varır. Bu farkındalık sayesinde toplumdaki her birey diğer insanların taktirini almak ve davranışlarını diğer insanlara beğendirmek için düzenler. Böylelikle duygudaşlık yetisi toplumun ıslahı için mükemmel bir araca dönüşebilir. Bu durum toplumun tüm bireylerinde ahlaki bir bilinci ortaya çıkarır. Kişi bu ahlaki bilinç ile kendi davranışlarını yargılayacağı bir ölçüt elde etmiş olur.

Adam Smith’e göre, insanlar son derece öznel kararlar verdiği için söz gelimi iyi bir hayata ulaştırabilecek davranış kalıpları hakkında evrensel bir kanaat oluşturmanın imkansız olduğunu söyler. Bu nedenle iyi bir hayata ulaştırabilecek erdemlerin keskin tanımlarının olamayacağını bunun yerine genel terimlerle ifade edilebileceğini vurgular. Bu tarz erdemlerin pozitif erdemler olduğunu ifade eder.

Adam Smith’in Siyaset Felsefesi

Adam Smith’e göre bir şey olma, bir şey yapabilme veya bir şeye sahip olabilmesi bir haktır. Haklar başkalarının zarar verebilmesinden korunan kişisel niteliklerdir. Hakların sahip olunduğu Hobbes gibi düşünürlerin ileri sürdüğü bir doğal durumu reddeder.

Smith’e göre haklar dört aşamalı tarihsel bir süreç içerisinde şekillenmiştir. Aydınlanma filozoflarının çoğunluğu insanlık tarihinin gelişimini entellektüel birikimlerin gelişimiyle açıklamıştır. Fakat Smith bu gelişimi iktisadi faktörlerin gelişimi olarak ele almıştır. Bu açıdan tarihsel gelişimi ele alış biçimi kendisinin döneminin ötesinde bir düşünür olduğunu gösterir. Bu gelişim evreleri şöyledir:

  1. En düşük toplumsal yaşam biçimi olan avcılık ilk evreyi oluşturur. Bu dönemde iktisadi kaynaklar kıttır ve yoksulluk toplumlar arasında yaygındır. Bu dönemde toplumsal tabakalar oluşmadığı için bir alt üst ilişkisi yoktur ve insanlar arasında kişisel ve ahlaki hakların olmadığı bir eşitlik vardır. Zaten böylesi bir hakkın var olması bile bir şeyi değiştirmezdi. Çünkü bu dönemde bu hakları koruyup güvence altına alabilecek devlet gibi bir egemen güç yoktu.
  2. Gelişen nüfus sayısı ile birlikte toplumlar hayvancılığa başlamıştır. Hayvancılık ile birlikte özel mülkiyet kavramı ortaya çıkmıştır. Buda eşitsizliklerin başladığı bir dönemdir.
  3. Toplumun artan nüfus sayısı ve mülkiyetin ortaya çıkması ile birlikte ikinci evre olan tarım toplumları ortaya çıkmıştır. Bu toplumlarda mülkiyetin dahada belirginleşmesiyle birlikte insanlar arası eşitsizlikler baş göstermeye başlamıştır. Bu dönemin toplumsal liderleri geniş toprak sahipleridir.
  4. Dördüncü evre alışveriş ve takasın arttığı ticaret dönemidir. Bu dönemde artık insanlar servet ve zenginlik elde edebilecek özgürlüğe kavuşmuştur. Diğer dönemlere kıyasla bu dönem, hukuki özgürlüğün elde edildiği bir dönemdir. Bu dönemde kişiler emeklerini, herhangi bir zarara uğramadan satabilecekleri bir özgürlüğe kavuşmuşlardır. Ticarette iş bölümü arttığı için yapılan işlerde kişisel yeteneklere bağımlılık azalmıştır.

Adam Smith’e göre ticaret dönemi insanları hırs ve tamahı olumlamaya başlarla. Böylelikle zenginlik peşinde koşma toplum tarafından onanır. İnsanlar kişisel çıkarları için ticaret peşinde koşarlarken görünmez bir el onların kişisel çıkarları ile toplumsal çıkarları uzlaştırır.

Adam Smith’e göre ticaret hayatındaki özgürlüklerin ahlaki yozlaşmaya yol açabileceğini vurgular. Zenginler daha fazla zengin olmak için rekabeti ortadan kaldırmaya çalışırken, fakirler mekanik iş koşullarından dolayı yaptıkları işlere yabancılaşırlar. Fakat devlet bu konuda çeşitli tedbirler alarak bu olumsuzlukları bertaraf edebilir. Adam Smith, normal şartlarda devletin iş hayatına mudahale etmesinin yanlış olduğunu vurgularken, iş ahlaki yozlaşmaya geldiği zaman çeşitli tedbirler alması gerektiğini vurgular.

Adam Smith’in toplumların tarihsel gelişim dönemleri hakkındaki görüşleri, onun dilin gelişimi hakkındaki görüşleriyle paraleldir. Ona göre dil, insan zihninin ürünü olan düşünceleri aktarmada somuttan soyuta doğru bir tarihsel gelişim geçirmiştir. Dilin bazı öğeleri onun ilk kullanıldığı zamanlardan beri mevcutken, diğerleri tarihsel gelişim ile şekillenmiştir. Dil belirli amaçları gerçekleştirmek için bir araçtır ve gelişen toplumsal ilişkilere göre değişim göstermiştir.

Adam Smith, siyasilerin toplumun ahlaki erdemlerini arttırmasında çeşitli tedbirler alması gerektiğini vurgular. Eğitim ve kültür politikaları sayesinde topluma ahlaki ersemlerini geliştirme fırsatı sunulabilir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken şey, devletin bu araçları kullanarak kişilere seçme şansı vermeden erdemler empoze etmesinden kaçınması gerektiğidir. Çünkü böylesi bir sistem siyasileri despotizme götürür.

 

 

1 Yorum

Yorum yaz