Filozoflar ortaçağ felsefesi tarihi

Aziz Augustinus

Aziz Augustinus Kimdir

Aziz Augustinus veya Saint augustine , MS 354 ile 430 yılları arasında yaşamış ve ortaçağ felsefesi içinde önemli bir düşünürdür. Patristik felsefenin olgunlaşma döneminin son felsefecisidir. Babası çok tanrıcılık inancına sahip bir Roma subayı, annesi ise Hıristiyan inancına sahip bir kadındı.

Aziz Augustinus’un Hayatı ve Eserleri

Aziz Augustinus’un hayatını kendi yazmış olduğu “Confessiones” yani “itiraflar” adlı eserden öğreniyoruz. Bu eserde gençliğini ve yaşamış olduğu ruhsal değişimleri bizlere sunmaktadır. Kendisi 354 yılında Kuzey Afrika’daki Tagaste şehrinde dünyaya gelmiştir. Gençliğinin ilk yıllarında haz peşinde koştuğunu ve diğer başka şeylere önem vermediğini aktarır. Hızlı gençlik dönemimde metresinden çocuk yapmıştır.  Bu yaşam tarzı, Cicero’nun bir eseriyle tanışması sonucu son buluyor. Bu eserden etkilendikten sonra felsefe ve belagata önem vermeye başlıyor. 16 yaşında Yunan kültürü ve belagat sanatıyla tanışmıştır. 20’li yaşlarda Zerdüştlük dininin bir mezhebi olan Manişeizm ile tanışmıştır. Bu din, hayatının daha sonraki dönemlerinde önemli bir yer kaplayacak olan iyi ve kötü arasındaki savaş anlatımının temele alındığı bir dindir. Fakat bir süre sonra bu dinin anlatımlarının oldukça hayali olduğunu kanaat getirerek, bu dinden ayrılmıştır.

Aziz Augustinus, Manişeizm’den ayrıldıktan sonra bir dönem yeni platonculuktan etkilenmiştir. 30’lu yaşlarından sonra Piskopos Ambrosius’un etkisiyle Hırıstiyanlığı kabul etmiştir. Kendisi 1303 yılında Aziz ilan edilmiştir. Hrıstiyan olduğu dönemlerde tanrıya yoğun olarak yaşadığı cinsel güçleri kendisinden alması için sürekli dua etmiştir. Fakat bundan çok keyif aldığı için hemen yapmaması için de Tanrıya yakarmıştır.

Aziz Augustinus’un Eserleri

Aziz Augustinus’un sayısı yüze varan eser kaleme almıştır. En önemli eserleri şöyledir:

  • İtiraflar(Confessions)
  • Ruhun ölümsüzlüğü(De Immortalitate)
  • İrade özgürlüğüne dair(De Libero Adbitrio)
  • Gerçek dine dair(De Vera Religione)
  • Akademi mensuplarına karşı(Contra Academicos)
  • Tanrı devleti

Aziz Augustinus’un Bilgi Anlayışı Nedir?

Aziz Augustinus Manişeizm’den ayrıldıktan sonra bir süre şüpheciliğe merak salmıştır. Fakat şüpheciliğin aradığı hakikat yolunda kendisine bir fayda getirmeyeceğini görmüştür. Şüpheciliğe birçok eleştiri getirmiştir.

Aziz Augustinus’a göre bir hakikat gerçekte var olmalıdır. İnsanın da bu hakikate erişebilme imkanı olmak zorundadır. Çünkü hakikat olmasaydı ve insan bu hakikat erişebilme imkanından yoksun olsaydı ruhunu kaybederi. Çünkü insan ruhunun dayanağı olabilecek bir hakikat olmak zorundadır. Aksi taktirde sürekli şüphecilik ruhu dayanıksız bırakıp yokluğa sürükler. Ayrıca Aziz Augustinus kendisinden asla şüphe edilemeyecek şeylerin var olduğunu ileri sürer. Bunlar mantık ilkeleri, matematik ve kendi bilincimizin var olduğuna dair inancımız. Bu ilkeler kendisinden şüphe edilemeyecek kesinlikteki ilkelerdir.

Aziz Augustinus, bilgiyi erişebileceği hakikatler açısından üçe ayırır:

  1. Dolayımlı bilgiler
  2. Duyusal bilgiler
  3. Dolayımsız bilgiler

İnsan aklı hakikatlere üçüncü bilgi sayesinde ulaşır. Bu bilgi duyularla elde edilemeyecek hakikatin bilgilerini insana verir. Fakat insan kendisinden şüphe edilemeyecek bu hakikatlerin bilgisine nasıl ulaşır? AslındaAziz Augustinus burada Platon’un idealar fikrinden esinlenmiştir. Ona göre hakikatin nesnel bilgisi vardır ve insan bu bilgiye ulaşabilir. Bu nesnel hakikat bilgilerini en sık matematikte görebiliriz. Örneğin bir sopanın düzlüğünden bahsederken onu yargılayabilecek ve o sopadan bağımsız bir kıstasımızın var olması gerekir. İşte bu kıstas ideaların bizlere vermiş olduğu nesnel kıstaslardır. Bu ölçütler nesnel ve genel geçerdir.

Aziz Augustinus bilgi anlayışını ortaya koyarken Platon’dan oldukça etkilenmiştir. O bilgiyi üçe ayırırken bilginin konusu olan varlıkları Platon gibi ikiye ayırır. Bir tarafta değişmez hakikat olan varlıklar varken, diğer tarafta zamana, yere ve duyumsal algılamaya göre sürekli değişen bir varlık alanından bahseder. Fakat bunu yaparken Sokrates gibi doğuştan var olan bir bilgiyi kabul etmez. Çünkü böylesi bir argüman temel Hıristiyanlık öğretileriyle çelişmektedir.

Doğuştan gelmeyen ve gerçeğin bilgisi olan hakikatlere sadece aydınlanmış zihinler ulaşabilir. Bu aydınlık doğrudan tanrı tarafından gelen bir aydınlıktır. Tanrı sayesinde aydınlanan bir zihin hakikatlere ulaşabilecek yetkinliğe ulaşır.

Aziz Augustinus’un Tanrı Anlayışı

Aziz Augustinus’a göre tanrı, tam mahiyetiyle bilinmese bile kısmen bilinebilecek gerçek bir varlıktır. Tüm varlıkların, var olma kaynağıdır tanrı. Hem kavramsal hem de ontolojik olarak gerçek olan bir varlıktır.

Tanrı varlığıyla evrene aşkın bir varoluşa sahiptir. Var olan her şey ondan pay alsada, var olanların toplamından başka bir şeydir. Her şey ondan gelse de tanrı ile var olan diğer şeylerin cevheri farklıdır.

Tanrının varlığı diğer var olan şeylere aşıkındır. Bu nedenle var olan her şey varlığını tanrıya borçludur. Fakat herşeye akın olan tanrı varlığını başka bir şeye borçlu değildir.

Aziz Augustinus, tanrı hakkında panteizm görüşlerini tenkit eder. Ona göre herşeyin tanrıdan geldiğini ve tanrının bir parçası olduğunu düşünmek saçmalıktır. Eğer her şey tanrının parçası olsaydı yere bastığımızda tanrıyı ezdiğimizi yada bir hayvanı öldürdüğümüzde tanrının bir parçasını öldürdüğümüzü iddia edebilirdik. Ona göre panteizmin temel argümanları mantığa uymamaktadır.

Aziz Augustinus, politeizm ve tanrının cisimleştirildiği tüm görüşleri de tenkit eder. Ona göre tanrıyı bir cisim olarak düşünemeyiz. Çünkü tanrı cisimsel bir cevhere sahip değildir. Aynı şekilde yaşan varlıklar gibi bir ruha sahip değildir. Tanrıyı bir cisim olarak görmek onu sınırlandırır. Fakat ona göre tanrı varlığı kuşatsa bile onu kuşatıp sınırlayan bir sınır yoktur.  Ayrıca tanrı eğer cisimsel olsaydı değişime tabi olacaktı. Fakat tanrı cisimler gibi değişime tabi değildir.

Aziz Augustinus, tanrının insan gibi duygusal özelliklere sahip olmayacağını vurgular. Fakat incilde geçen bazı ayetlerde sanki tanrının, insanlar gibi duygulara sahip olduğu görülüyor. Örneğin Tekvin 6/14’de “Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım» dedi, «Çünkü onları yarattığıma pişman oldum.»” ayeti sanki tanrının pişmanlık gibi insani özelliklere sahip olduğu gözüküyor. Fakat Aziz Augustinus’a göre bu aslında tanrısal bir eğitim tarzıdır. Bu ayetler sınırlı anlama ve bilme kabiliyeti olan insanlara, tanrı kavramını en basit şekilde anlatma yoludur.

Aziz Augustinus’a göre kısacası Tanrı;

  • Cisimsel bir varlık değildir.
  • Cisimsel olmadığı için, cismin tabi olduğu tüm kurallar tanrı için geçerli değildir. Örneğin Tanrı değişime tabi değildir.
  • Tanrı mutlak olarak iyidir. Burada Platon’un etkisini görebiliriz. Bu tanrının varlıklar hiyerarşisinde manevi açıdan en üste olmasınının nedenini de gösterir.
  • Tanrı mutlak ve aşkın bir varlıktır. Onun aşkınlığı fiziksel değil manevi açıdandır.
  • Tanrı yaratma kabiliyetinin tek hakimidir. Hiçlikten varlığı çıkarmıştır.
  • Tanrı var olanlar arasında en gerçek varlıktır. Diğer duyumsanan varlıklar tanrının varlığı karşısında daha alt sıralardadır. Bu ayrımı Platon’un ideaları ve duyusal varlıkları ayırma dikotomisinde de görebiliriz.
  • Tanrı zaman tabi değildir. Tanrı zamanın yaratıcısıdır.

Aziz Augustinus ve Kötülük Problemi

Dünyada bu kadar cinayet, hırsızlık, savaş ve ahlaki kötülük varken mutlak iyiliği temsil eden bir Tanrıdan nasıl bahsedebiliriz? Madem Tanrı herşeye gücü yeten mutlak güce sahip bir varlık o halde neden kötülüğe müdahale etmiyor? Eğer Tanrı kötülüğe müdahale etmiyorsa bu, onun yeterince güçlü olmadığını mı gösteriyor? Elbette bu sorular Aziz Augustinus’un da göz ardı etmediği sorular değildi. Bu sorulara ” Tanrının yaptıklarının mahiyetini anlayamayız” gibi kestirme cevaplar vermedi. Onun felsefesini meşhur eden şey, kötülük problemi çözümlemeleridir.

Aziz Augustinus gençlik dönemlerinde Manişeizm dinine inanıyordu. Bu inançta evren iyilik ve kötülüğün sürekli mücadele ettiği bir ring gibidir. Hangisi diğerine üstün gelse temsil ettiği güç kazanıyordu. Tanrı kazanırsa iyiliğin, şeytan kazanırsa kötülüğün hakimiyeti başlıyordu. Bu güç dengesi evrene bir düzen verir. Eğer bu güç dengesinde bir bozulma olursa evrenin de düzeni bozulur. Aziz Augustinus ilk dönemlerinde kötülük problemini bu çözüm yoluyla halletmişti. Fakat Hristiyan olduktan sonra bu çözümün İncilin Tanrısına uymadığını görmeye başladı. Çünkü Tanrının bir başka varlık karşısında güç kaybetmesi kabul edilemezdi.

Aziz Augustinus’a göre kötülük insan iradesinin özgürlüğünden kaynaklanmaktadır. Tanrı size iyiliği emreder. Fakat bunun yanında bu emri otomatik uygulayacak bir karakter vermemiştir. Tanrının emrini yerine getirmeyebilirsiniz. Komşunuzu sevmeyebilir, rahatlıkla cinayet işleyebilirsiniz. Bu sizin Tanrının emirleri dahil her şeye karşı özgür irade gücünüzün olmasından kaynaklanmaktadır.

Aziz Augustinus’a göre insan tanrının bir kuklası değildir. O, özgür iradesi ile iyilik ve kötülüğü seçebilir. Bu irade gücü nedeniyle cennet bahçesinden kovulmuştur. Bu kötülük sadece Adem ve Havvanın değil onlardan türeyen tüm insanların ortak kötülüğü olmuştur.

Aziz Augustinus, Hristiyan olduktan sonra bile bazı görüşlerinde Manişeizm’in etkilerini görebiliyoruz. Kötülük problemine dair düşünceleri de bunlardan biridir. Aziz Augustinus’a göre varlıklar belli bir var oluş hiyerarşisine tabidir. Her varlık bulunduğu yeri kabullenmeli ve üstündeki varlığa tabi olmalıdır. Eğer bu tabi olma durumu bozulursa ortaya kötülük çıkacaktır.

Aziz Augustinus’ göre her varlıkta olması gereken bir iyilik vardır. Eğer varlık bu iyilikten yoksun olursa ortaya kötülük çıkacaktır. Kötülük varlığın koruması gereken iyilikten yoksun olmasıdır. Bu nedenle kötülük Tanrının yarattığı bir şey değildir Tanrı her varlığı iyilikle yaratmıştır. Fakat insan özgür iradesini kullanarak iyilikten yoksunlaşırsa kötülük ortaya çıkar.

Aziz Augustinus’un Ahlak Anlayışı

Aziz Augustinus’un ahlak anlayışında Yunan felsefesinin etkilerini görebiliriz. Yunan felsefesinin genelinde de Aziz Augustinus’da da  yaşamın temel amacının mutluluk olduğunu görebiliriz. Yunanlılar mutluluğun hazlara, acıdan kaçmaya veya areteye bağlarken Aziz Augustinus mutluluğu Tanrı inancına bağlamıştır. Ona göre gerçek mutluluk Tanrıdadır.

Mutluluk sonlu ve sınırlı bir varlık olan insanın, herşeye aşkın, sınırsız ve sonsuz olan bir varlık olan Tanrıyı aramasıyla elde edebileceği bir olgudur. Mutluluğa ulaşabilmek için Tanrının emir ve ysakları gözetilmelidir.

Aziz Augustinus Devlet Anlayışı; Tanrı Devleti

Aziz Augustinus’un devlet anlayışını, “Tanrı Devleti” adlı 22 ciltlik eserinden öğreniyoruz. Bu eser Hristiyan siyaset felsefesinin ilk önemli ürünüdür. Bu eser tarihi bir olayın sonucunda Hristiyanlığın savunulması için yazılmıştır. Eserin yazıldığı dönemde Roma, Got’lar tarafından işgal edilip yağmalanmıştı. Romalılardan bazıları bu kötü olayın nedenini eski tanrılarını terk etmeleri olarak görüyordu. Bu felaketin tek nedeni olarak Hristiyanlığın yayılması olarak görüyorlardı. Bu eser bu eleştirilere bir cevap niteliğinde yazılmıştır.

Aziz Augustinus’a göre insan Tanrının dengeli bir şekilde yarattığı varlıktır. Tanrıya boyun eğdiği ve varlık hiyerarşisinde yerini bildiği sürece mutluluğa erişebilen bir varlıktır. Fakat insan, özgür iradesi nedeniyle varlık hiyerarşisindeki yerini unutmuş ve tanrısallığa ulaşmak adına ilk kötülüğü işlemiştir. Bu nedenle mutsuzluktan uzaklaşmış ve dünyaya gönderilmiştir. Dünyadaki kötülüklerin devletlerdeki karşılıklıkların tek nedeni insanın yerini bilmemesinden ve Tanrıya boyun  eğmemesinden kaynaklanır. Bu nedenle insanın dünyada kurduğu tüm düzenler eğer Tanrıya boyun eğmezse kötülüğün merkezi olurlar. Ona göre Rome devleti de dahil dünyadaki tüm Tanrı kudreti dışı devletler kötülüğün, yağmanın ve mutsuzluğun nedenidir.

Aziz Augustinus, devleti “Yeryüzü Devleti” ve “Tanrı devleti” olarak ikiye ayırır. İnsanlar Tanrı sevgisinden uzaklaşıp ve Tanrısal güce ulaşmaya çabaladıkları için cennetten kovulmuştur. Dünyaya geldiği zaman cennetteki mutluluğu aramaya koyulmuştur. Bu nedenle aileler ve siyasal birlikler kurmuş bozulan düzen tahsis edilmeye çalışılmıştır. Fakat hakiki manada mutluluğa ulaşamamıştır. Çünkü Dünya Devleti insanı gerçek ve ebedi mutluluğa ulaştıramaz. Çünkü insan bu devlette sadece kendi nefsini ve beliğini yüceltir. Fakat Tanrı Devletinde insan kendini aşarak Tanrının sevgisine ulaşmaya çalışır. Bu sevgi onu ebedi ve gerçek mutluluğa götürür. Dünyevi geçici sevgiler gibi değildir o. Cennetten kovulduğu andan beri peşinden koştuğu düzen ve dengenin tek kaynağıdır.

Aziz Augustinus’ göre dünya devleti insan nefsinin yüceltildiği tüm devletlerdir. Bu bazen Babil olmuş Bazen de Roma olmuştur. Oysa Tanrı devleti İsanın Krallığını temsil eder. Tanrı devleti ideallerini tanrıdan alan ve iyi yönetilen devletlerdir. Bu devlette günaha meyil yoktur. Yöneticileri kendi benliğinin sevgisine boğulmuş kişiler değildir. Yöneticiler halkının iyiliği için hizmet ederler.

Aziz Augustinus ve felsefesi hakkında daha fazla okuma yapabileceğiniz kaynaklar:

  • Nigel Warburton, “Felsefenin Kısa Tarihi”, Alfa Yayınları
  • Ahmet Cevizci, “Orta Çağ Felsefesi”, Asa Yayınları
  • Zeki Özcan, “Augustinus’ta Tanrı ve Yaratma”, Doktora Tezi
  • Augustinus, “İtiraflar”, Kabalcı Yayınevi
  • Ernst von Aster, “İlkçağ ve Ortaçağ Felsefe Tarihi”, İm Yayınları

Yorum yaz