Kategori - Aydınlanma Çağı

Aydınlanma çağı veya diğer adıyla 18. yüzyıl felsefesi, 1500’lerden beri avrupa toplumunda meydana gelen bir dizi gelişmenin zirveye ulaştığı dönemdir. Bu dönemde toplumda ekonomik, entellektüel, kültürel ve en önemlisi felsefi anlamda bir çığır açıldı.

Aydınlanma çağı Batı’da ben bilincinin doğduğu dönemdir. Batı bu dönemde kendi değerlerinin, düşüncesinin ve kurumlarının üstünlüğüne inanmaya başladı. Dönemin her alandaki inanılmaz gelişmeleri sonucunda Batı kendini modern olarak görmeye başladı.

Max Weber’in de dediği gibi Batı’nın  her kurumunda rasyonelleşmeye aydınlanma çağı için önemli bir özelliktir. Her kurum belirli bir amaca ulaşmak için rasyonel bir biçimde uygun araçlara çevrildi. Ortaçağ boyunca dinin devlet kurumları üzerindeki etkisi bu rasyonelleşme süreci içerisinde büyük oranda tahrip gördü. Devlet dini özelliklerini yitirerek daha dünyevi hale gelmeye başladı.

Aydınlanma çağı boyunca devlet düzenide değişmeye başladı Daha önce geleneksel biçimde inşa edilen devlet düzeni kökten değişmeye başladı. Özellikle bürokrasinin yaratılması ile birlikte devlet görevine seçilmek için ailevi soy bağları yerine belirli mesleki nitelikler aranmaya başlandı. Devlet kurumlarında düzen ve kurallar idarecilerin insiyatifinden ziyade yazılı belirli kurallara göre sağlanıyordu.

Aydınlanma çağı boyunca kapitalizmin gücü de artmıştır. Üretim ilişkileri rasyonelleşmeye başladıkça toplumsal değişimlere etkisi büyüdü. Kırsal yerlerden iş bulma ümidi ile büyük şehirlere göç geleneksel aile ilişkilerini de kökten değiştirdi.

Aydınlanma çağı öncesi gerçekleşen keşif seyahatları, Reform ve Rönesans ile birlikte ben bilincinin gelişmesi Batı’nın öz güvenini arttırdı. Artık dünyayı aydınlanmış Batı ve diğerleri olarak ayırıyorlardı. Bunların yanında doğa bilimlerindeki hızlı gelişmelerde bu özgüvene olumlu etki yaptı. Artık bilim adamları çok kolay bir şekilde hakim kilise otoritesine aykırı düşünceler öne sürebiliyordu.

Ortaçağ dünya görüşünde, doğadaki neden sonuç ilişkisi açısından Tanrı kilit rol oynar. Oysa Aydınlanma çağı için bu kilit rol, yine doğada hatta bilim ve felsefe ile ulaşılabilecek ampirik bir bilgide aranıyordu. Descartes açısından özetlersek Tanrı dış dünyaya ait bilgimizin garantisi olmasına karşın doğa olaylarını açıklamada önemli bir rol üstlenmez.

Aydınlanma çağı felsefecilerinin bilgi anlayışındaki en önemli özelliklerinden biri de şüpheciliktir. Muhakkakki bundan en büyük tahribi kilise görmüştür. Filozoflar için doğa artık bir tanrı tarafından yaratılmış, dini ve ahlaki anlamla açıklanan bir alan değildi. Doğa, rasyonel boyutu olan mekanik bir düzenden oluşuyordu.

Bu kategoride Aydınlanma çağı yada diğer adıyla 18. Yüzyıl Felsefesinin temel özellikleri ve felsefecilerinin özelliklerini inceledik. Konu hakkında kaynak olabilecek kitaplar:

David West, “Kıta Avrupa Felsefesine Giriş: Rousseau, Kant, Foucault, Derrida’ya”, Paradigma Yayınlar