Aydınlanma Çağı Filozoflar

David Hume Kimdir?

david hume kimdir

David Hume aydınlanma çağının en önemli düşünürlerinden biridir. Din ve metafiziğe getirmiş olduğu eleştirilerle hem kendi döneminde hem de daha sonraki dönemlerde adından sıkça söz ettirmiştir.

David Hume’un Hayatı

David Hume 1711 ile 1776 yılları arasında yaşamış İskoç Aydınlanmasının önemli filozoflarından biridir. Edinburgh’lu soylu bir aileye mensuptu. Onun hayatını, ölümüne yakın kaleme aldığı “My Own Life” adlı beş sayfalık otobiyografisinden öğreniyoruz. Babası Joseph Home, avukatlık mesleğiyle uğraşıyordu. Annesi asilzadelik ünvanına sahip Katherine’dir. David Hume beş kardeşti. Asıl soyadı olan Home’nin telafuzunun zor olduğunu düşündüğü için Hume olarak değiştirmiştir.

O, 1723 yılında henüz on iki yaşındayken Edinburgh Üniversitesine girmiştir. Üniversiteyi bitirdikten sonra avukatlık ile ilgili eğitim almıştır. Fakat bu arada felsefe ve edebiyata büyük ilgi duymaya başlamıştır. Henüz on sekiz yaşındayken adını sıkça duyduğumuz meşhur eseri “İnsan doğası üzerine Tez”i için çalışmalarına başlamıştır. Fakat bu çalışmaları sırasında psikomastik adlı bir rahatsızlığa kapılmış ve giderek zayıflamaya başlamıştır. Bu hastalığının temelinde yoğun düşünsel faaliyetleri gelmektedir. Hastalığını azaltmak için düşünsel faaliyetlerine bir süre ara vermiştir. Bu nedenle şeker ticareti yapan bir firmaya memur olarak girmiştir. Fakat bir süre sonra ticari hayatın kendisine uygun olmadığını farkederek görevinden ayrılmıştır.  Tekrar felsefi çalışmalarına dönmüştür. David Hume 25 Ağustos 1776 yılında bir bağırsak hastalığın nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

David Hume’un Eserleri Nelerdir?

David Hume’un en bilinen eserleri şöyledir:

  • A Treatise of Human Nature(İnsan Doğası Üzerine Bir inceleme 1739-40)
  • Essays, Moral and Political (Edebiyat, Ahlak ve Politika1741-1742)
  • History of England (İngiltere Tarihi)
  • Natural history of religion (Dinin doğal tarihi)
  • Dialogues concerning natural religion(Doğal din üzerine konuşmalar)

David Hume’un Bilgi Felsefesi

Davit Hume ampirist akımının önemli bir temsilcisidir. Hume, bilginin kaynağı olan idelerin doğuştan geldiğini ileri süren rasyonalistlerden farklı olarak, bu ideleri dış dünyaya dair duyumlara bağlar. Bilgi görüşünde Locke ve Berkley çizgisinde olsa da, bilgi anlayışını onların felsefelerinin ötesine taşımıştır. Locke’nin temsili algı teorisini reddeder. Ayrıca Berkley’in ruhsal cevher fikrini reddeder. Çünkü ona göre izlenimi olmayan bir rusal cevherden söz edemeyiz.

David Hume Açısından İdeler ve İzlenimler

David Hume, insanın bütün zihinsel algılarını ikiye ayırır; ideler ve izlenimler. İzlenimler, insanın canlı algılarıdır. 5 duyusu sayesinde dış dünyadan edindiği algılardır. Örneğin alinizi sobaya vurduğunuz zaman hissettiğiniz sıcaklık algısı izlenimlerdir. İdeler ise canlı algılar değildir. İzlenimlerin zihinde bırakmış olduğu solgun kopyalarıdır. İnsan zihninde bulunan her şey ideler ve izlenimlerden meydana gelir. Bu nedenle zihinde bulunan tüm malzemeler izlenimlerden meydana gelir ve her ide bir izlenim sonucu ortaya çıkmıştır. Bu açıdan İnsanın idelerinin doğuştan gelebileceğini söyleyen rasyonalistlere karşıdır.

İdeler ve izlenimlerin farklılığı onların canlılığından gelir. İnsan bir şeyi hayal ettiği zaman düşüncesine konu olan şey idelerdir. Fakat önünde bir çiçeği kokladığı zaman ortaya izlenimler çıkar. İzlenimler, idelere nazaran daha canlıdırlar. Zihinde br izlenime dayanmayan ideden bahsetmek imkansızdır. Her idenin bir izlenimi vardır.

Basit ve Birleşik İdeler Nedir?

David Hume ide ve izlenimi açıkladıktan sonra ideleri de ikiye ayırır; basit ve karmaşık ideler. Basit ideler ayrımı olmayan veya bölünemeyen idelerdir. Örneğin bir gülü aklımıza getirelim. O gülün zihnimizde oluşan kırmızı rengi basit bir idedir. Birleşik ideler ise basit idelerin bir takım karmaşık zihinsel süreçlerle işlenmesiyle oluşur. Bu insan zihninin yaratıcı gücüyle elde edilir. İnsan zihni izlenimleri alırken pasiftir. Fakat birleşik idelerin oluşmasında ileri düzey işlem yapar ve son derece etkin haldedir.

İnsan zihni basit idelerden birleşik idelere işlem yaparken bir takım ilkeleri kullanır. Bunlar:

  • İdeler arasında benzerlik
  • İdelerin zaman ve mekan olarak birbirlerine yakınlığı
  • Nedensellik

Bu ilkeler, bir ide ortaya çıktığı zaman başka bir idenin ortaya çıkmasını sağlayan doğal ilkelerdir. Örnek olarak bir imitasyon resmi gördüğümüzde aslını düşünmemiz benzerlik ilkesinden kaynaklanır. Kutup bölgelerini düşündüğümüz zaman aklımıza Penguenlerin gelmesi ise zaman ve mekanda birbirine yakın olması ilkesidir. Araba kazası gördüğümüz zaman, arabaların hızlı olduğu fikri aklımıza geliyorsa bu da nedensellik ilkesinden kaynaklanır.

David Hume’un Nedensellik İlkesi Eleştirisi

David Hume’un felsefesinin en kilit noktası onun nedensellik hakkıda yapmış olduğu eleştirisidir. İki olay arasında kurulan neden-sonuç ilişkisinin kaynağını anlamaya çalışır.

David Hume’ye göre biz her A olayından sonra B durumuyla karşılaşırsak ve bu durum birçok kez tekrarlanırsa ikisi arasında bir bağ kurarız; A, B’nin nedenidir. Bize nedensellik bağını kurduran beklentilerimizdir. Nedensellik ilişkisinin kurulmasında hafızamız etkilidir. Daha önce sık sık tekrarlanan durumlar hafızada yer edinir ve tekrarlanan tüm olaylara uygulanır.

Ona göre iki olay arasında nedensellik bağının kurulması için ardı ardına gelmesi gerekir. Fakat iki durum arasında kurulan nedensellik ilişkisi izlenimlere dayanmaz. Yani Böyle bir nedensellik ilişkisi duyularla hissedilemez. Zorunluluk bağı izlenimlerin konusu değildir.

David Hume ve Tümevarım Problemi

David Hume’a göre insan zihni belirli tecrübelerden elde ettiği bilgileri genelleme eğilimindedir. Fakat böylesi bir beklentini mantıksal bir zemini bulunmamaktadır. Çünkü ona göre tümevarımsal çıkarımlar kurmaya yarayan bağ kurma ilişkisi izlenimlere dayanmamaktadır.

Tümevarımsal çıkarımların mantıklı bir temeli olmasa bile hayatımızı sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmemiz için tümevarımlara ihtiyacımız vardır. Bu nedenle David Hume’a göre kişinin yapmış olduğu akıl yürütmenin yanlışlanabilirliğini de kabul ederek, tümevarımsal çıkarımlar yapabilir.

David Hume Çatalı

David Hume’un zihindeki idelerin kökeni konusunda yamış olduğu ayrıma “Hume Çatalı” ismi verilir. Ona göre zihnimizdeki tüm bilgilerin, düşüncelerin yani idelerin elde edilmesinde iki yol vardır. Bunlardan birincisi izlenimlerdir. Zihindeki basit ideleri, dış dünyadaki olguları duyu organlarımızla tecrübe etmemiz sonucunda elde ederiz. Bir diğeri ise birleşik idelerdir. Bu ideler ise zihnin, basit ideler üzerine düşünüp akıl yürütmesiyle elde edilir. Bu ideler akıl yürütmelerle veya mantıki çıkarımlarla elde edilir.

David Hume’a göre insan zihninde bulunan tüm ideler duyumlara yada mantık yürütmelerine dayanır. Bu ikisine dayanmayan tüm ideler safsatalardır ve bunlar atılması gereken idelerdir. Bu açıdan ona göre metafizik ve dini ideler atılması gereken safsatalardır.

David Hume’un Ahlak Felsefesi

David Hume’a göre bir insanın ahlaki yapısını anlayabilmemiz için onun eylemlerine bakmamız gerekir. Eylemler insanların ahlaki içsel yapısının dışa vurumudur. Ona göre ahlaklılık bir duygu durumudur. Ahlaki değer yargılarının ortaya çıkmasında duygu birinci, akı ise ikinci roldedir. Ahlak yararlı ve zararlı davranışlarımız hakkında bilgi verebilir fakat bu değer yargılarımız akıldan değil duygulardan kaynaklanmaktadır. Bu duygu duygudaşlık(sympathie)dir.

David Hume nesnel bir ahlaki değerin veya herkes tarafından kabul edilen genel geçer bir ahlaki buyruk ilkelerinin varlığını kabul etmez. Ayrıca aklın ahlaki bir eylemin nedeni ve başlatıcısı olabilecek bir motif olmadığını ileri sürer.

Ahlak akla değil duygulara dayandığı için iyi ve kötü ayrımı duygulara veya haz ve acıya dayanır. Buradan David Hume’un hazcı bir ahlak anlayışına sahip olduğu anlamı çıkmaz. Ona göre haz ve acı ahlaki eylemleri harekete geçiren bir unsurdur, onların amacı değildir.

David Hume’un Din Felsefesi

David Hume’a göre dinin kaynağında geleceğe dair bilgisizlik ve ölüm korkusu vardır. Bilgisizlik ve buna dayanan korkular ortadan kaldırıldığı zaman dinin etkisini yitireceğini ve insanların dine ihtiyacı kalmayacağını ileri sürer. Ona göre Hıristiyanlık dini tarih boyunca insanlığa büyük zaralar vermiştir.

David Hume’din konusunu ele alırken, tanrı hakkındaki iki temel kabullenmeyi eleştirir:

  1. Zorunlu varlık algısı
  2. Tasarım delili

Ona göre hem tanrının varoluşu hem de onun doğası hakkında bileceğimiz her şey izlenimlerimize dayanmaz. Dolayısı ile bu bilgiler safsatanın ötesine geçmez.

Ona göre dini mucizelere inanç beslemenin bir cehalet göstergesi olduğunu ileri sürer. Ayrıca herşeye gücü yeten bir tanrının varlığı ile dünyada bulunan kötülüğün bir arada bulunmasının bile tanrının olamayacağına bir kanıt olduğunu söyler.

David Hume hakkında kaynak olabilecek daha fazla okuma için:

  • A.J. Ayer, “Hume”, Altın Kitapları
  • Bedia Akarsu, “Ahlak Öğretileri”, Remzi Kitap Evi
  • Harun Ünver, “David Hume’a Göre Dinin Kaynağı”, Yüksek Lisans Tezi
  • Ayşe Gül Çıvgın, “Hume’un Epistemolojisinin Kökeni: İzlenimler ve İdeler”, Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, 2016 Güz, sayı: 22, s. 369-384
  • Azmi Aydın, “David Hume’un Nedensellik Kavramı”, Yüksek Lisans Tezi

 

Yorum yaz