19. yüzyıl felsefesi Filozoflar

Friedrich Hegel Kimdir?

Friedrich Hegel

Georg Wilhelm Friedrich Hegel, 27 Ağustos 1770 yılında Almanya’nın Stuttgart şehrinde dünyaya gelmiş 19. yüzyıl felsefesinin önemli filozoflarından biridir. Babası, Württemberg devletinin maliye bakanlığında çalışan ikinci derecede bir memurdu.

Friedrich Hegel’in Hayatı Ve Eserleri

Friedrich Hegel statükoyu savunan yazılar kaleme almış olsa bile gençliğinde iktidara karşı gelen davranışları olmuştur. Tübingen’de öğrenciyken, arkadaşı Schelling ile birlikte “muhteşem şafak” olarak adlandırdığı Fransız devrimini savunmuş ve bir gün şehrin çarşısına “Özgürlük Ağacı” dikmeye gitmiştir.

Friedrich Hegel Alman İdealizminin en etkili düşünürlerinden biridir. Okunması ve anlaşılması zor bir felsefesi vardır.

1793’te Tübingen’deki eğitimini tamamladı. Diplomasında, din bilimi ve filolojisi iyi olmasına karşın felsefe alanında gerekli yeteneklere sahip olmadığı yazılıydı. Fakat kendisinden sağlam karakterli bir genç olarak bahsedilmiştir.

Tübingen’deki eğitimininin ardından parasal sıkıntılar çektiği için bir dönem özel ders vermiştir. 1794 yılında babasının ölümü üzerine kendisine bir miktar miras kalmıştır. Özel ders vermeyi bırakmış ve üniversiteler şehri Jena’ya gitmiştir. Jena’daki bir üniversitede o dönem Fichte Schelling’de ders vermekteydi. 1803 yılından Napolyon’un şehri harap edeceği yıllara kadar üniversitede ders vermeye başladı.

Bamberg’de bir gazete çıkarmaya başladı. 1812 yılında Nürnberg’de bir lisenin müdürlüğüne getirildi. Burada müdür iken en önemli eserlerinden biri olan “Mantık” eserini kaleme aldı. 1817 yılında “Felsefe Bilimleri Sözlüğü” adlı eserini yazdı. Bu eser sayesinde bir yıl sonra Berlin Üniversitesine terfi etti. 1821 yılında “Hukuk Felsefesinin Ana Çizgileri” adlı eserini yayınlamıştır. 14 Kasım 1831 yılında kolera salgınından kaynaklı hastalığı nedeniyle hayatını kaybetti.

Friedrich Hegel Yunan Kültürü ve felsefesinden oldukça etkilenmiştir. Ayrıca Goethe, Hölderlin ve Romantizm akımından etkilenmiştir.

Friedrich Hegel’in Mantık Anlayışı

Friedrich Hegel’in mantık hakkındaki görüşleri onun “Mantık” adlı eserinde açıklanmıştır. Mantık içerisinde önermeler ve kavramlar bulunan biçimsel yapıdaki bir bilimdir. Hegel’in mantık anlayışıda biçimsel mantığı içerse bile daha geniş bir içeriğe sahiptir. Onun mantığı dünyadaki bütün gerçekliği içine alan bir mantıktır.

Friedrich Hegel’e göre dünyadaki sınırlı olarak gerçekleşen olaylar kör bir rastlantı sonucu ortaya çıkmaz. Tüm olaylar mantıksal bir bağlantı ile birbiriyle ilişki halindedir. Bu ilişki halinde olan her varlık ve olay evrenin bütünü ile ilişki içerisinde olan gerçek varlık ve olaylardır. Ona göre “Her ussal olan şey gerçektir.”

Friedrich Hegel’den önceki filozoflar, doğru bilginin tümellerin bilgisi olduğunu ve dolayısı ile tikellerin bilinemeyeceklerini ileri sürmüşlerdir. Oysa Friedrich Hegel, felsefenin asli görevinin tikelleri anlamak olduğunu ileri sürer. Tikeller, ancak kendi içerisindeki ilişkileri sayesinde bilinebilir.

Friedrich Hegel’e göre gerçekte var olan şey “mutlaktır”. Evrendeki tek gerçeklik mutlaktır. Dini terimlerle ifade edildiğinde mutlak tanrı ile özdeş anlama gelir. Fakat Hegel mutlaktan bahsederken tanrı anlamında kullanmaz. Hegele göre mutlak dünyaya aşkın ilahi bir gerçeklik değildir. Mutlak, Akıl veya en çok bilinen anlamıyla “Geist” ayrı ayrı şeylerin bir birliği değildir. Felsefe tarihi Geist’in düşünülme ve tanınma sürecidir.

Geist, kendini tarih veya doğa alanında diyalektik bir şekilde açığa vurur. Diyalektik mantık üç adımda ilerler;

  • Tez – Varlık
  • Antitez – Hiçlik
  • Sentez – Oluş

Friedrich Hegel’e varlık ve hiçlik aynı şeydir.Bu mantıksal bir paradoks gibi gözükmektedir. Varlıkla hiçlik aynı anlama gelse bile aralarında bir çelişiklik vardır. Bu çelişkiden dolayı bir şey varlık ve yokluk arasında sürekli gidip gelmektedir. İşte bu durum sentez veya oluşumdur. Gerçeklik ne varlık nede hiçliktir. Gerçeklik sentezdir.

Friedrich Hegel’in Bilgi Anlayışı

Friedrich Hegel, bilgi anlayışında kısmen Kant’tan etkilenmiştir. Kant’a göre bilgi, duyumla elde edilen ham malzemenin aklın a priori kalıplarında şekil alamasıyla oluşur. Yani bilginin oluşumunda hem deney hem de zihin etkindir. Friedrich Hegel ise bilginin oluşması için deneyden gelen bilginin de zihin tarafından oluşturulduğunu ileri sürer. Dolayısı ile bilgi zihnin bir ürünüdür.

Hegel bilginin zihnin bir ürünü olduğunu ileri sürerken, zihinden kastettiği şey bir bireyin zihni değildir. O Geist’in zihnidir. Geist, evrensel bir akıldır ve öznel akıldan daha kapsamlı tanrısal bir akıldır. Geist tarihsel süreç içerisinde sürekli bir diyalektik oluş halinde olup kendi kendine yeten bir varlık olmaya çalışır. Geist kendini dinde, sanatta ve özellikte felsefede insana açılımlar. Felsefenin görevi Geist’in insan aklında kendini açığa vurmasına yardım etmektir.

Friedrich Hegel’in bilgi anlayışında bilgi, kavramsal ve soyut bir yapıdadır. Hegel felsefesinde bilgi alt düzeyden, mükemmelliğe doğru sıralanmış bir skaladadır. Bilginin doğruluk derecesi onun sistem ile tutarlılığı karşılaştırılınca ortaya çıkar. Bu sistem Geist’in oluşum sürecidir.

Friedrich Hegel’in Siyaset Felsefesi

Hegel, ahlaki yaşamın nihai sonu olarak devleti görür. Bu nihai ahlaki alana sırasıyla aile, toplum ve devlet ile ulaşılır. Aile ve toplum devleti oluşturan unsurlardır.

Aile, devleti dikkate alarak kutsal bir ödev bilinci ile kurulursa ahlaki bir eylem olur. Aile, ödev bilinciyle akla dayalı olarak kurulmalıdır. Hegel ailenin kutsallığını överken, diğer taraftan fuhuşun toplumsal bir çöküşe neden olacağını vurgular.

Hegele göre aile, bir sözleşme ile kurulan bir birliktelik değildir. Aile,sadece karşılıklı bir sözleşme ile yarar esasına göre kurulmuş bir kurum değildir. Ailede sözleşmeden doğan haklar yoktur; yerine getirilmesi gereken görevler vardır. Ailede haklar ancak boşanmayla ortaya çıkar. Malın paylaşımı veya miras gibi durumlarda aile içi haklardan bahsedilebilir. Fakat Hegel’ göre yasa yapıcıların boşanmaları zorlaştırması gerektiğini de bahseder. Çünkü ona göre boşanmalar olası ahlaki çöküntüleri ortaya çıkarabilir. Ahlaki düzenin devamı için aile birlikteliği korunmalıdır.

Aileyi birlikte tutan en sağlam bağlardan biri sevgidir. Fakat bu sevgi gelip geçici, hercai bir sevgi değildir. Çünkü saf öznel sevgilerin aileyi bir arada tutması imkansızdır.

Ailenin birer ferdi olan çocuklar, büyüyüp aileden ayrılabilecek duruma geldiklerinde ayrı ayrı amaçlara sahip tikeller olurlar. Böylelikle sivil toplum ortaya çıkar. Sivil toplum herbiri kendi amacı doğrultusunda hareket eden bir tikeller toplamıdır. Aile tümelliği temsil ederken, sivil toplum her biri kendi amacı doğrultusunda hareket eden tikelliği temsil eder.

Sivil toplumu oluşturan bireyler, amaçlarına kolaylıkla erişebileceği iktisadi birlikler kurarlar. Bu ekonomik organizasyonlar tikellerin amaçlarına ulaşmasında birer araçtırlar. Hegel’in kastettiği bu ekonomik topluluklar şüphesiz onun dönemindeki burjuvazi sınıfıdır.

Ona  göre sivil toplum kendi yaşadığı dönemde ortaya çıkan bir topluluktur. Ona göre sivil toplumun ortaya çıkması modern dönemin bir başarısıdır.

Sivil toplum evrensel bir niteliğe sahip olduğu için aileden daha üst bir aşamayı ifade eder. Bireylerin kendini gerçekleştirmesi için diğer şahıslara ihtiyaç duyması nedeniyle sivil toplum ortaya çıkar. Sivil toplum böylelikle bireylerin mutluluğa eriştikleri ve bu mutluluklarını güvence altına aldıkları alandır.

Tümel ve tikelin uzlaşması ve ahlakın tam anlamıyla gerçekleşmesi için son aşama olarak devlet ortaya çıkar. Devlet sayesinde birey bir bütünün üyesi olarak kendini bulur. Fakat devlet, bireyleri aşan soyut bir tümel değil, üyeleri aracılığıyla var olan somut bir tümeldir. Devlet, Geist’in somutlaşmış halidir.

Devlet tanrının dünyadaki yürüyüşü, özgürlüğün gerçekleşmesi için aklın mutlak son aşaması ve somut özgürlüğün ortaya çıkmasıdır. Devlet mutlak son aşamadır. Hegel’in devleti bu kadar kutsaması nedeniyle Karl Popper gibi düşünürler tarafından eleştirilmiştir.

Ona göre tarihteki tüm devletler akli devletler değildir. Akli olamayan birçok devlet vardır. Akli devletler modern dönemin başarısıdır. Daha öncede belirttiğimiz gibi Hegel, akli olanın gerçek olduğunu vurgular. Devlete akli bir kurumdur. Bu nedenle bireysel anlamda bir kişinin mutlak özgürlüğünün gerçek olması için akli bir devlete ihtiyaç vardır. Fakat devlet kişinin özgürlüğünü kısmi olsada yasalarla yapar. Çünkü mutlak özgürlük kaosu getirecektir. Ysalar devletin vatandaşlarına yabancı oldukları şeyler değildir. Yasalar dıştan dayatma kurallar değildir. Bireylerin isteklerinin nesnel ifadeleridir.

Friedrich Hegel’in Tarih Felsefesi

Friedrich Hegel, tarihi diyalektik bir sarmal şeklinde ilerleyen ve Geist’in kendini gerçekleştirdiği yer olarak görür. Tarih, olguların toplamı veya gelişi güzel ilerleyen bir yapı değildir. Tinin kendini gerçekleştirdiği anlamlı bir süreçtir. Eğer tarihi diyalektik ilerleyen bir süreç olarak görürsek, bütünsel örgüyü görmeye başlarız.

Friedrich Hegel’e göre tarih, tinin gelişimini ortaya koyduğu alandır. Tarih mükemmele doğru giden bir süreçtir. Bu mükemmele doğru giden süreçte devletlerin değişim şekillerini açıkça görebiliriz. Tarihi süreç içerisinde devletler gittikçe daha iyiye doğru bir yol alır.

Hegel, tarihi doğudan batıya gelişen bir süreç olarak görür. Ona göre doğu tarihin başlangıcını oluştururken, batı tarihin mükemmelliğe ulaştığı sondur. Bu nedenle tarihi süreci doğudan batıya doğru inceler.

Ona göre, tarihi süreç içerisinde ilk olarak doğu  devletlerini görürüz. Bu devletlerde bireysel özgürlükler yoktur. Özgürlüklerin bastırıldığı bu devletlerde tek bir kişinin zorba hükümdarlıkları ortaya çıkmıştır. Bu devletlerde hukuk ve ahlak dış baskı ve zorlama ile korunmaya çalışılır. Böylesi devletlerde tek özgür kişi zorba hükümdardır.

Düşünürümüz, doğu devletlerini inceledikten sonra Yunan şehir devletlerini ele alır. Ona göre Yunan şehir devletlerinde de bireysel özgürlük tam anlamıyla gerçekleşmemiştir. Toplumun bir kısmı özgür bireylerden oluşurken bir kısmı köledir. Ayrıca Yunan şehir devletlerinde özgür bireylerin oluşu için yeterince eleştirel düşüncenin olmadığını ileri sürer. Aynı şekilde Roma devleti de tinin kendini tam anlamıyla gerçekleştiremediği devletlerden olmuştur. Burada da köleliğin olması özgürlüğün ortaya çıkamamasına neden olmuştur. Roma’da özgürlük bazı kişilerin formel ve hukuki özgürlüğü olmuştur.

Friedrich Hegel’e göre insan mutlak manada özgürlüğünü gerçekleştirebilecek devleti Hıristiyan Germen devletlerinde bulmuştur. Hıristiyanlıkla birlikte mutlak tin kendini gerçekleştirebilecek anı yakalamıştır. Bu devletlerde insanlar evrensellik ve hakikati keşfetmişlerdir.  Fakat tarih burada son bulmamış gelişimine devam etmiştir. Reformasyon ve aydınlanma ile birlikte gerçek özgürlüğe doğru sağlam bir adım atılmıştır. İnsanlar kendi kimliklerini akıl ile tanımlamışlardır. Fakat Hegel aydınlanmanın insanları çok fazla bireysel olarak gördüğünü onun içinde yer aldıkları toplulukları göz ardı ettiklerini vurgulayarak eleştirir.

Hegel, Prusya devletini tarihsel sürecin sonu olarak görür. Onu modern ve mükemmel bir son olarak hayal eder. Her ne kadar monarşi ile yönetilse dahi, hükümdarın doğudaki devlet yöneticileri gibi zorba olmadığını vurgular.

Friedrich Hegel’in Sanat Felsefesi

Hegel’e göre sanat tinin güzelliğinin somutlaşmış bir formudur. Sanat tam anlamıyla tam hakikati insana veremesede, hakikatin duyusal bir formunu bizlere verir. Mutlak tin kendisini çeşitli sanat formları içerisinde somutlaştırır. Bunlar;

  1. Mısır, Hint ve İran sanatını ifade eden ve sanatın ilk evresi olan sembolik sanattır. Sembolik sanat bir duyguyu ima ederken onu tam anlamıyla ifade edemez. Bir ideyi bir sembol ile anlatmaya çalışır fakat onu tam manası ile insana ulaştıramaz. Sembolik sanat duyusal olan ile rasyonel olanı tam anlamıyla birleştiremez.
  2. İkinci sanat türü Yunanlılarda olan klasik sanat formudur. Klasik sanat ilahi olanın somutlaştığı heykel sanatıdır. Apollon heykellerinde olduğu gibi rasyonel veya duyusal içerik tam anlamıyla somutlaşır.
  3. Şiir, müzik ve resim gibi romantik sanat tinin en mutlak forma bürünmüş halidir. Zihnin en mükemmel çalıştığı alan romantik sanattır.

Ona göre sanat insanı tine yaklaştırsa bile, tam olarak oana yaklaştıramaz. Tin düşünce olduğu için sanattan ziyade din insanı ona daha fazla yakınlaştırır.

Konu hakkında kaynak olabilecek daha fazla okuma için:

1- Can Karaböcek, “Hegel’de devlet ve akıl ilişkisi”, Yüksek Lisans Tezi

2- A. Kadir Çüçen, “Bilgi Felsefesi”, Sentez Yayınları

3- Bedia Akarsu, “Çağdaş Felsefe”, İnkılap Yayınları

4- Ahmet Cevizci, “Felsefe Tarihi”, Say Yayınları

Yorum yaz