Filozoflar rönesans felsefesi

Michel de Montaigne Kimdir?

Montaigne 1533 ile 1592 yılları arasında yaşamış Fransız yazardır ve Rönesans felsefesinin önemli bir düşünürüdür. Denemeler adlı eseri ile tanınmaktadır. Montaigne’nin yazdığı konu başlıkları döneminde diğer yazarların da ele aldıkları konulardı. Fakat onu diğerlerinden ayıran, bu konulardan yola çıkarak ulaştığı noktalardır. Hatta 16. yüzyıl yazarı olmasına karşın ulaştığı sonuçlarla çağının çok ötesindeydi. Kendisi bir psikanalizci gibi cinselliği sorgular, sosyal bir antropoloji uzmanı gibi farklı kültürleri tarafsız şekilde ele alırdı.

Montaigne’nin Sosyal Çevresi

Montaigne’nin babası Fransız kökenli soylu bir kişi olan Pierre Eyquem ve annesi İspanyol kökenli Antoinette de Loupes’di. Ailesi yıllarca şarap üreticiliği yapmış soylu bir ailedir. Fakat Montaigne aile kökeninden gurur duymamıştır. Bu nedenle Eyquem soyadını almamıştır. Aile üyelerinin herbiri farklı dini mezheplere sahiptir.

Kendisi bir yazar olmasına karşın uzun yıllar Bordeaux sarayında sulh hakimliği görevini üstlenmiştir. Daha sonra bu görevi, döneminde yaygın bir gelenek olarak bir başkasına satıp emekli olmuştur.

Montaigne Sistematik Bir Düşünür müydü?

Montaigne fikirlerini sistematik bir bütün içerisinde aktarmamıştır. Bazı araştırmacılara göre bu onun kasıtlı şekilde tercih ettiği bir yöntemdi. Yazılarında özellikle tercih ettiği yöntem muğlaklık ve ironidir. Bu nedenle onun yazılarından bir sistem çıkarmaya çalışmak, yazılarını özgün bağlamından uzaklaştırmaya neden olacaktır.

Montaigne, eserlerinde diğer yazarlardan alıntı yapmayı server. Fakat bu alıntıları orjinal bağlamından koparıp üzerinde oynamalar yapmayı tercih etmiştir.

Montaigne’nin Hümanizm Anlayışı Nedir?

Hümanizm kavramı, tarihin akışı içerisinde farklı şekillerde tanımlanmıştır. Hümanizm bir taraftan insan saygınlığını ifade etmek için kullanılır. Diğer taraftan Ortaçağdaki tanrı merkezli anlayışın terk edilerek insan merkezli bir anlayışın hakim olması anlamında kullanılır. Ortaçağa tepki olan bu hümanizm anlayışı geleneksel Ortaçağ kültürünü ve değer yargılarını reddetmiştir.

Montaigne dar anlamda bir hümanist değildir. Fakat bazı konularda hümanist ilgi ve değerlerini benimsediği söylenebilir. Onun kamu görevini bırakmasında hümanist bir ilişki bulabiliriz. Hümanistler gibi, insanlığın temel inceleme konusunun evrenin yapısı ve işleyişinden ziyade insan olması gerektiği görüşünü benimsemiştir. Onun temel ilgi alanı fiziksel evren değil insanın kendisidir. Fakat buna rağmen onu kesin olarak bir hümanist diye nitelendiremeyiz. Döneminin ünlü hümanistleri hakkında fikir beyan etmemiştir.

O, insanı ele alırken hümanistler gibi insan onurunu gereğinden fazla yükselten bir bakış açısı öne sürmez. İnsanın diğer varlıklar karşısında üstünlüğü olduğu görüşünü eleştirir. Ona göre insan zaafları ve zayıflıkları olan bir varlıktır. İnsan aklı mutlak bilgiye ulaşamayacak düzeyde öznel ve görelidir. Protagoras’ın “insan her şeyin ölçüsüdür” vecizini küçümser. Hatta Protogoras’ın kendisinin dahi herşeyin ölçüsü olmaktan çok uzak olduğunu söyler.

Montaigne, insan aklının güçlü olmadığına dair inanç besliyordu. Bu nedenle eserlerinde sofistleri aşağılar ve Sokrates’i yüceltirdi.

Montaigne ve Kuşkuculuk

Montaigne kendisi için özel olarak yaptırdığı nişanının bir yüzüne “ben ne biliyorum?” cümlesini yazdırmıştır. Dönemi itibarıyla Ortaçağın hakim görüşü olan dogmatizme karşı bir tavır içerisindedir. Bu dönemde MS 3. yüzyılda yaşamış ünlü kuşkucu Sextus’un eserleri yeniden revaçta olmaya başlamıştır.

Sextus

Sextus kuşkucu bir düşünürdü. Kuşkuculuğu akıl yürütmede bir yöntem olarak kullanıyordu. Ona göre doğruluğundan mutlak anlamda emin olamadığımız iki önermeden birini seçmemiz gerektiği durumda, bu seçimin ertelenmesi gerektiğini öne sürüyordu. Toplumsal yaşam içerisinde kişi böylesi bir çok kararla karşılaşmak durumundadır. Fakat böylesi bir kararsızlığı kabul eden bir toplumda, toplumsal yaşamın düzenli bir şekilde işlemesi mümkün değildir. Sextus’a göre kişi içinde yaşadığı toplumun değer yargılarını benimsemeli fakat diğer toplumların değer yargılarına saygı göstermelidir. Montaigne de daha öncede söylediğimiz gibi kendi toplumunun değer yargılarını diğer toplumlardan üstün tutan bir dogmatizmi reddetmiştir. Değer yargıları açısından bir kuşkucudur.

Montaigne’nin kuşkuculuğu bir yöntem mi yoksa kişisel bir buhranın sonucu mu olduğu açık değildir. Açıkçası akla mı yoksa dogmatizme mi karşı olduğuna dair kesin bilgilere sahip değiliz. O, tıpkı İlkçağ septikleri gibi hiçbir görüşün diğerinden daha doğru olmadığını savunuyordu. Kuşku, bir dogmatik gibi belli bir hakikatin kesin olduğu yanılgısından onu kurtarıyordu. Fakat kendisi asla böyle bir hakikati aramaktan biran olsun geri durmamıştır.

Yaşadığı dönem itibarıyla savaşların ve mezhep çatışmalarının içerisinde bir hayat sürdü. Böylesi bir çatışma ortamından insanlığı kurtaracak yegane şeyin dogmatizm ve fanatizmden uzaklaşması olduğunu öne sürüyordu. Bunun içinde en mükemmel yöntem olarak kuşkuculuğun olduğu görüşündeydi.

Yazımızı Montaigne’nin güzel bir sözü ile bitiriyoruz:

Bir başkasına bağlı yaşamak yürekler acısı ve belalı bir şeydir. Kendimiz ki en iyi, en emin sığınağımız odur, kendimiz bile güvenilir değiliz yeterince.

Konu hakkında daha fazla kaynak okuma için:

Peter Burke, “Montaigne”, Altın Kitapları

Sabahattin Eyüboğlu, “Denemeler”, Cem Yayınları

 

Yorum yaz