Filozoflar ilk çağ felsefe tarihi

Platon Kimdir?

Platon, ilkçağ felsefe tarihi için bir mihenk taşıdır. Hatta kimi düşünür için, tüm batı felsefe tarihi Platon’a düşülen dipnotlardan ibarettir. Neredeyse 2400 yıldır onun felsefesinden çıkarımı yapılan birçok teoriyi hala tartışıyoruz. Platon’un felsefesine geçmeden önce büyüdüğü çevre ve hayatını ele almaya çalışacağız. Çünkü bunu yapmazsak felsefeyi nasıl seçtiğini anlayamayız.

1- Platon’un hayatı

Platon, MÖ 427 yılında aristokrat bir Atina’lı ailenin çocuğu olarak doğmuş ve yaklaşık 80 yaşında hayata gözlerini yummuştur(MÖ347). Ailesi ilk önce ona Aristokles adını koymuş fakat geniş omuzları nedeniyle adını Platon olarak değiştirmişlerdir. Diğer bir rivayete göre güçlü beden yapısından dolayı bu ismi ona güreş hocası Ariston vermiştir.

80 yıllık hayatı boyunca Atina devletinin diğer şehir devletleriyle çatışmalarına, iç karışıklıklara ve Sokrates‘in idamı dahil birçok trajediye tanık olmuştur.

Platon, genç yaşında birçok filozofun yanında ders almıştır. Yirmi yaşındayken Sokrates’le karşılaşır ve onun idamına kadar yanında kalmıştır. Sonraki hayatının bir kısmı yollarda geçmiştir. Bir dönem İtalya’daki Pythagoras okulunda eğitim almış sonra Mısır’a gitmiştir. Mısır’da kadim bilgiler ve dini metinler üzerine eğitimi almış sonra Atina’ya dönerek şehir hemen dışında Akademeia’yı kurmuştur.

2- Platon’un Diyalogları

Platon’un tüm kitapları karşılıklı konuşma yani diyalog tarzındadır. Sokrates’in idamının ardından yazdığı diyaloglarda ana tema Sokrates’tir. Sokrates ile diğer kişiler arasında bir konuşma şeklinde geçer. Bu diyaloglarda hangi fikrin Sokrates’e hangisinin ona ait olduğu kesin değildir.

Platon’un 34 eseri kalmış fakat bunların bazılarının onun olmadığı iddia edilir. Platon’un en ünlü diyalogları ve ana konuları şöyledir:

  • Savunma: Bu eserde Sokrates’in mahkemesi anlatılır. Bu eserde Sokrates’in kendisine yöneltilen suçlamalara karşı mahkemede verdiği savunma anlatılmıştır.
  • Kriton: Bu kitap, Sokrates’in ölümünden önceki son günlerini ele alır. Sokrates bu diyalogda, bir vatandaşın devletin verdiği tüm kararlara saygı göstermesini, hatta onun idamına bile neden olsa kabullenmesi gerektiğini anlatır.
  • Protagoras: Diyalogda, yaşlı sofist Protagoras ve Sokrates arasında erdemlerin birliği ve öğretilebilirliği ele alınmıştır.
  • Euthyphron: Dindarlık üzerine bir tartışma yapılır.
  • Lakhes: Cesareti konu edinen bir diyalogdur.
  • Küçük Hippias: Yalanın doğası üzerine tartışmaları konu edinir.
  • Gorgias: Gorgias ve Sokrates arasında geçen ve çoğunlukla retorik üzerine yapılan bir sohbet konu alınmıştır.
  • Kharmides: Bilgelilik ve ölçülülük üzerine bir irdeleme yapılmıştır.
  • Menon: Diyalog, Sokrates’in erdemlerin doğuştan geldiğini ispatlamaya çabalaması üzerine kurgulanmıştır.
  • Alkibiades 1-2: Ahlak ve erdemleri konu edinir.
  • Kratylos(Cratylus): Sokrates’in kavramlar ve adlar üzerine yaptığı tartışma ele alınır.
  • Symposion(Şölen): Aşkı, güzeli ve iyiyi konu edinen diyalogdur.
  • lysis: Dostluk kavramı üzerinedir.
  • Phaidon: Ruhun ölümsüzlüğü ve hakikati konu alır. Oldukça metafizik söylemlerle harmanlanmış yer yer öteki dünya tasvirlerine yer verilmiştir. Diyalogda tasvir edilen öteki dünya ile Sicilya’nın coğrafyası oldukça benzemektedir. Dolayısıyla kimi felsefe tarihçisi, onun öteki dünya tasvirinin, İtalya’ya yapmış olduğu seyahatlerden esinlenmiş olduğunu ifade etmektedir.
  • Politeia(Devlet): İnsanların içinde mutlu olacakları bir siyasal sistemi tasvir eden ve genel olarak siyaset felsefesini konu edinen Platon diyaloğudur.
  • Phaidros: Temelde aşk temalı olsa da diyalog Platon’un epistemoloji ve metafizik hakkındaki görüşlerini temellendirmesi açısından oldukça önem taşımaktadır.
  • Theaitetos: Bilginin doğası ve tanımını ele alarak epistemolojiyi konu edinen diyalogdur.
  • Meneksenos : savaşları konu edinen diyalogdur.
  • Tinsaios: Kayıp medeniyet Atlantis’i de konu edinen ve tamamlanmamış diyaloğudur.
  • İon: Diğer adıyla şiir üzerine diyaloğu en kısa diyaloglarından biridir. Tam olarak ona ait olup olmadığı tartışmalıdır. Edebi bilginin doğası sorgulanır.
  • Parmenides: Tikeller ve tümeller üzerine bir irdelemedir.
  • Politikos(Devlet Adamı): Siyaset ve hukuk felsefesini temel alan diyalogdur.
  • Yasalar: İdeal bir devletin temellerini oluşturacak yasaların ne olması gerektiği tartışılır. Fakat Platon eserini tamamlayamadan hayatını kaybetmiştir.

3- Platon’un Bilgi Anlayışı ve Varlık Felsefesi

Platon’un varlık ve bilgi anlayışını ele almak için üç temel eserinde ele alınan kavramlara bir göz atmakta fayda. Bunlardan birincisi Devlet adlı eseridir. Bu eserde Platon ünlü mağara benzetmesini yaparak varlık hakkındaki görüşünü ortaya koyar. Diğeri ise Menon’da ilk defa bahsedilip Phaidon eserinde etraflıca ele alınan idealar kuramıdır. Şimdi bu kavramlara bir göz atalım.

A- Mağara Alegorisi

Platon, Devlet adlı diyaloğunda ünlü mağara benzetmesiyle varlık ve bilgi hakkındaki görüşlerini örneklerle anlatmaya koyulur. Kitapta bir mağara hayal eder ve bu mağara alegorisi üzerinden irdeleme yapar. Bu mağaranın içinde insanların ayaklarından zincirli ve mağara girişine ters bir şekilde bağlandığını söyler. Bu kişilerin tek görebildikleri önlerinde bulunan mağara duvarıdır. Bu duvara da çeşitli gölgelerin yansıdığını tasvir eder. Mağarada bulunan kişilerin tek gördüğü bu gölgeler ve tek duydukları da mağara önünden geçenlerin sesleridir. Dolayısı ile mağarada bulunan kişiler için tek gerçek varlık bu gölgeler ve o gölgelerin çıkardığını düşündüğü seslerdir. ona göre bu kişilerden birinin zincirlerini açıp mağara dışına çıkarsanız ve ilk defa gerçek varlıkla karşılaşsa bu gerçekliği kabullenemez. Hatta bu kişi güneşin acı veren ışığından kaçarak tekrar mağaraya girmek isteyeceğini söyler.

Platon’un mağara benzetmesi(alegorisi), onun varlık ve bilgi anlayışının kısa bir özetini bizlere sunar. Ona göre iki tür bilgi vardır; Sanı(doxa) ve episteme.

Ona göre, duyu organları insana tikellerin bilgisini verir. Bu bilgiye sanı veya doksa adı verilir. Mağaradaki elleri ayakları zincirli kişilerin tek bildiği de bu gerçekliktir. Duyu organları bizlere sadece kpyaların ve gelip geçici şeylerin anlık bilgisini verir.

Platon’a göre mağara dışındaki özgür insanlar için bilginin nesnesi mağaradakilere göre daha net ve daha dolayımsızdır. İşte bu bilgi hakikatin bilgisi olan epistemedir. İnsanı doksa mağarasından episteme gerçekliğine çıkaracak tek araçta ona göre matematik bilgisidir. Böylece Platon matematik alanına ayrı bir önem atfetmektedir.

Geometri bilmeyen giremez

Platon Sözleri

Platon’a göre tüm görünüşler yani duyuların konusu olan evren, tinsel bir havaya sahip idealar evreninin bir tezahürüdür. Peki mutlak bir hakikat olan idealar evreni şu an algıladığımız görünüşler evreniyle nasıl bir bağa sahiptir? Bu bağın garantisi nedir? Bunun gibi daha birçok konuyu Platon mitolojik ifadelerle geçiştirmeye çalışır. Aslında Platon felsefesinin en büyük özelliği aklın almadığı her noktada devreye giren mitolojik noktalardır.

Mağara benzetmesinde en dikkat çeken detay felsefi aydınlanmayı herkesin yaşayamayacağı ve kabullenemeyeceği gerçeğidir. Mağara benzetmesine göre felsefi aydınlanmaya yaşamayan tüm insanlar aynı sanrıların esiridir. Hiçbiri hayatları boyunca gerçekliğin tadını alamayacaktır. Hepsi gölgeleri yansıtan kişiler tarafından yönlendirilecek zavallı insanlardır. Hatta bu insanlara zorla gerçekliği göstermek isteseniz bile size karşı gelecektir. Bu açıdan günümüz medyasını bu mağara benzetmesiyle oldukça iyi anlayabileceğimizi düşünüyorum. Bir tarafta gölgeleri eline almış bir grup manipülatör azınlık, diğer tarafta hakikati görse bile yalanlara inanmayı tercih eden ve düşünmek istemeyen çoğunluk.

B- Bölünmüş Çizgi Analojisi

Yine Platon’un devlet adlı eserinde geçen bu analoji varlıklar arasında bir hiyerarşi oluşturmak amacıyla ortaya konulmuştur. Platon’a göre bir çizgiyi ikiye ayırın. Bu çizginin altta kalan kısmı içinde yaşadığımız ve duyularla algıladığımız dünyadır. Üstünde kalan kısmı formların yani ideaların dünyasıdır.

Daha önce ikiye böldüğümüz çizgiyi tekrar ikiye böldüğümüzde Platon’un kesik çizgi analojisine ulaşırız. Platon’a göre bu çizginin yukarıdan aşağı doğru sıralanış biçimi bir varlıklar hiyerarşisinin göstergesidir. Bu çizginin en üstünde mükemmel varlık olan ve akılla erişilen İdelar vardır. Onun altında matematiksel nesneler vardır. Onun altında ise duyularla erişilen duyularla erişilen dünyadaki inanç vardır. En altta ise varlıkların en basiti olan ve duyuların erişiminde olan suretler, hayaller veya doksalar vardır.

Hayaller, gerçekliği en az olan varlıktır. Çölde susuz kalan bir bireyin gördüğü seraptır hayal. İdeaların en kötü taklididir bu alan. Retorik sanatının bilgisiz söylevlerindeki gerçeklik bu alana aittir.

İkinci çizgi İnançtır(pistis). İnsan yaratımı masa, sandalye veya pencere gibi varlıkların bulunduğu alandır. Hayallere göre daha gerçekçi olsa da bu alana dair bilgi yine sanıdır. Fakat hayale göre kesinliği bir nebze artmış sanıdır.

Üçüncü çizgi matematiksel nensnelerin bulunduğu düşünme kısmıdır. Bu bilgi alanı duyuların değil de aklın konusu olan üçgen, beşgen gibi matematiksel nesnelerin düşünüldüğü ve artık episteme boyutuna geçen bir alandır. Fakat bu alana ait bilgi hakikat bilgisi değil bir takım kabullenmelere dayanan hipotez bilgisidir. Her ne kadar epistemeye ait bilgi olsada duyu ile tam bağını koparamamış bilgidir.

Dördüncü çizgi İdealara ait yetkin olanın bilgisi epistemedir. Burası kadim bilgilere sahip filozofların ulaşacağı bilgidir. Bu bilgi türünün duyusal varlıklarla hiçbir bağı yoktur. Bu bilgiye diyalektik ve segi ile ulaşılır.

C- Platon’un idealar Kuramı

İdealar, dünyadaki tüm nesnelerin kopyasını aldığı özüdür. Örneğin dünyada gördüğünüz tüm üçgen şeklindeki nesneler(üçgen tarla, üçgen cetvel veya üçgen peynir) idealar evrenindeki bir üçgen ideasının soluk kopyaları veya gölgesidir. İdealar tümeldir her nesnenin örneğini aldığı bütündür. İdealar tümel, mutlak bir değişmezliğe sahip, ezeli ve ebedi bir varlığa sahiptir.

Dünyadaki evren görünüşler evrenidir. Duyular bize sanıları verir biz onlardan bilgi kırıntıları elde ederiz. Fakat hepimiz sadece gölgelere yansıyan varlık kırıntısı ile idare ediyoruz. Görünüşlere ait bilgiler gelip geçicidir ve sürekli değişir. Oluş ve bozuluş görünüşler dünyasına aittir. Oysa ideaların bilgisi mutlaktır, değişmez, zaman ve mekana göre yeni formlara girmez ve en önemlisi asırlar geçse de değişmez. Ona göre görünüşler alemi olmadan bir idealar alemi varlığını sürdürebilir ve böylesi bir evrenden bahsedebiliriz. Fakat idealar evreni olmadan bir görünüşler evreni olamaz. Gölgenin olması için gölge yapacak bir nesneye ihtiyaç vardır.

İdealar sayesinde dünyadaki nesneleri veya olayları değerlendirebiliyoruz. Bir güzellik ideası sayesinde birine güzelsin diye biliyoruz. Veya biri güzellik ideasından daha fazla pay aldığı için ona daha güzel diyebiliyoruz. İdealar bu dünyadaki tüm olguların gerçeklğini arttıran tümellerdir. Onlar sayesinde birini veya bir olayı değerlendirebiliyoruz.

Platon’un İdaeları Nerededir? Nerede Var Olmuşlardır?

Platon’a göre idealar nesnel varlıklar değildir. Mutlak bir varlığa sahip tümellerdir. Dolayısı ile zaman ve mekana tabi değildir. Zaman ve mekana sadece duyusal nesneler tabidir. Dolayısı ile ideaların var olması için bir mekanın olması düşünülemez.

Duyusal nesnelerin yani duyular aleminin var oluşu idelara bağlıdır. Dolayısı ile dünyadaki bir nesneyi var eden ideadan aldığı pay, zaman ve kapladığı mekandır. Oysa ideaların var olmak için bir nesneye bağımlılığı yoktur. Onların bu nedenle kaplamak zorunda oldukları bir alanda yoktur.

İdeaları Nasıl Bilebiliriz?

İdelar ve insanın içinde yaşadığı evren arasında bir ilişki olsa da aralarında varlıksal anlamda bir ayrıklık vardır. O halde Platon’a göre ideaları nasıl bilebiliriz?

Platon’a göre insan ruhu ve idealar aynı özellikler taşımaktadır. Ruh da idealar gibi bölünmez ve yok olmaz. Ezeli ve ebedidir. Dolayısı ile ruh bir bedene girmeden önce idealar alemini görmüştür. Fakat bedene girdikten sonra bu bilgiyi unutur. Platon’a göre bu bilgi anımsayarak hatırlanabilir.

İdeaları bilmenin ikinci yolu diyalektiktir. Diyalektik sayesinde bilgi türleri varlıklar arasındaki ilişki farkına varılabilir.

İdeaları bilmenin üçüncü yoluysa eros yani aşktır. Fakat Platona göre bu aşk iki kişinin bedensel anlamda duyduğu aşk değildir.

4- Platon’un Ahlak Felsefesi Anlayışı

Platon’un ahlak anlayışı hocası Sokrates’in görüşlerinin bir nevi devamı niteliğindedir. Platon edudaimonist ahlak anlayışına sahiptir. Yani ahlaki davranışların mutlak hedefinin insan mutluluğu olduğunu düşünür. Bu mutluluğa ermenin en doğru yolu da iyi ideasına yönelmektir.

Platon’a göre filozofluk ruhun bedenden kurtulmasıyla mümkün olur. Bu mutlak bir ölümün ifadesi değildir. Platon burada insanın bedensel hazlardan kurtularak ruhunu özgürleştirmesini ifade eder. Bedensel hazlarda mutluluk getiriyor gibi görünse de bu iyi ideasına yaklaşmayla mümkün olan mutluluk gibi değildir. Bedensel hazlara dayalı mutluluk kısmi, geçici ve akılsal olmayan bir mutluluktur. Görünüşler dünyasına ait bir başka aldatmacadır. Oysa iyi ideasını hedefleyen biri erdemlere sahip olmakla mutlu olabilir.

Ona göre, insan bedeni ruhunun kötülüğe düşmesine neden olan bir tuzaktır. Beden ruhun erdemlere sahip olma bilgisini kendisine unutturmuştur. Ruhun tekrar temiz ve mutlu hale gelmesi unuttuğu erdem bilgilerini anımsamasıyla mümkün olacaktır. Yani felsefe ruhsal bir arındırma aracıdır.

Platon’a göre insan mutluluğunun tek yolu erdemlere sahip olmak, onları elde etmeye çalışmaktır. Hayatını erdemlere sahip olmaya harcayanlar gerçek mutluluğa erecektir. İnsan ruhu erdemlerle sağlık bulup mutlu olabilir. Kötülük ruhun düzenini bozarak onu mutsuzluğa iter. Bu nedenle kötülüğün ve ruh kirlenmesinin tek arıtıcısı erdemli bir yaşayıştır.

Sokrates’e göre erdemler öğretilemez ve eğitimin bir konusu yapılamaz. Platon, ilk diyaloglarında hocasının bu fikrine karşı bir fikir geliştirmemiştir. Fakat ilerleyen yıllarda erdemlerin bir bilgi olduğunu düşünür. Ona göre erdemler doğuştan gelen ve anımsamayla ortaya çıkar. Dolayısı ile erdemlere sahip olmak eğitimle mümkün değildir. Erdemler doğuştan getirilen ve mayötik yani anımsamayla bilince taşınan bir bilgidir.

Sokrates’e göre tüm erdemler iyi erdeminin bir tezahürü olduğu için birdir. oysa Platon aynı görüşte değildir. Onun erdem öğretisi ile siyaset felsefesi arasında bir ilişki vardır. Özellikle Platon’un üç parçalı ruh anlayışı bu konuyu daha iyi açıklar. Şimdi buna bir göz atalım:

Platon’un Üç Parçalı Ruh Anlayışı

Platon, Devlet adlı diyaloğunda ruhun kısımları ve bunların sahip olduğu erdemlere ilişkin bir anlayış ortaya koyar. Bu anlayışını devleti örnek göstererek bir analojiye dönüştürür. Ona göre ruh sahip olduğu erdemler bakımından ve karakteristik özellikler bakımından hem birbirine zıt hem de birbirini tamamlayan üç parçadan oluşur; akıl, tin ve iştah. Bu üç parçanın her birinin kendine has görevleri vardır. Aklın görevi bilmek, tinin görevi insanı gururlandıracak işler yapma ve iştahın görevi aşırıya kaçmadan hazlara ulaşmadır. Adalet erdemi ruhun bu üç kısmı arasında dengeyi sağlayarak her birinin kendi görevini yapmasını sağlar.

Platon’a göre ruhun parçaları arasında bir ahenk olması insanı hem sağlıklı yapar hem de erdemlere ulaşmasında yardımcı olur. Ruhun kısımları arasındaki ahenksizlik bir hastalık olup insanı mutsuzluğa iter.

Ruhun her bir kısmının kendine has bir erdemi vardır. Ruhun yönetici kısmındaki aklın erdemi bilgeli olmaktır. ikinci kısmı olan tinin erdemi cesarettir. Ruhun en alt kısmı olan iştahın erdemi ise ölçülülüktür. Bu üç kısmın ahengini ise adalet erdemi sağlar.

Üç kısımlı ruh anlayışının anlatıldığı bir diğer diyalog Phaidros‘tur. Bu diyalogda yine bir analojiyle ruhun üç kısmı anlatılmıştır. Bu diyalogda biri iyi huylu, diğeri kötü ruhlu olmak üzere iki atın çektiği bir atlı araba anlatılır. Bu atlı arabanın da bir kullanıcısı vardır. Arabanın sürücüsü aklın temsilidir. Kötü huylu at iştahın, iyi huylu at ise iradenin temsilidir. Arabacı yani akıl gideceği yöndeki hakikati görmekte oraya gitmek istemektedir. Fakat buna tek başına gücü yetmez ona iyi huylu atı yani iradenin de destek vermesi gerekir. Eğer arabada iştah baskın gelirse irade ve aklı da beraberinde hakikat yolundan saptırabilir. Bu nedenle akıl iradeyi yanına çekerek, iştahı da ölçülülük sınırında tutarak hakikat yoluna devam edebilir.

5- Platon’un Siyaset Felsefesi ve Devlet anlayışı

Platon’un ahlak felsefesi ve siyaset felsefesi iç içe geçmiştir. Her iki felsefesinde sorguladığı tek şey bir insan için en iyi yaşam tarzı nedir. Uğruna tüm hazların feda edileceği bir yaşamı sorgular. Böylesi bir yaşamın ancak topluluk içinde ve iyi bir devlet modeliyle olacağını öngörür. O en iyi devlet ne olmalı sorusunu yanıtlamak için Spartalılar başta olmak üzere birkaç devlet modelini ele almıştır. Tıpkı ruhu kısımlara ayırdığı gibi devleti de her biri farklı görevlere ve erdemlere sahip üç sınıfa ayırmıştır; yöneticiler, bekçiler ve işçiler.

1- Platonun İdeal Devleti

Platon devlet anlayışı sınıfsal bir yapıdadır. onun ideal devletinde yöneticiler, bekçiler ve işçiler sınıfı vardır. Her bir sosyal sınıfın kendine has görevleri ve bu görevleri destekleyecek erdemleri vardır.

İdeal devlet hakkında, Platon sözleri dikkate alınınca sınıflı bir toplum modeli önerdiği görülmektedir. Fakat bu devletin temel özellikleri arasında kast sistemi yoktur. Sınıflar arasında zor da olsa geçişler mümkündür. Örneğin işçi sınıfından birinin çocuğu zeka olarak diğerlerinden üstünse üst sınıfa geçirilerek iyi bir eğitime alınır. Yine Yönetici sınıfından birinin çocuğu yeterli kabiliyete sahip değilse alt sınıfa geçirilir. Yani sınıflar kana göre değil, yetenek ve eğitime göre ayrılır. Bir kast sisteminden ziyade, eğitimin temel alındığı aristokratik bir yönetim anlayışı vardır.

Platon’un ruh anlayışı ve devlet modeli birbiriyle oldukça ilişkilidir. Onun için devletin ve ruhun kısımları birbirini karşılar. Ruhun yönlendiricisi akıl, devlette yönetici kısmını ifade eder. Ruhun cesaret erdemine sahip kısmı olan irade devlette bekçilere dönüşür. Son olarak ruhun hazları karşılayan kısmı olan iştah devlette işçi sınıfına dönüşmüştür.

Şimdi bu üç sınıfa ve bu sınıfların temel görevlerine bir göz atalım.

A- İşçiler Sınıfı

Bu sınıf toplumun en alt sınıfı olup, çalışarak devlette bulunan tüm sınıfları besler. Bu sınıf devletteki tüm iktisadi faktörlerden sorumludur. İnsan ruhunun tüm ihtiyaçları ölçülülük erdemiyle ilişkili olarak iştahta karşılanıyorsa, devlette bu işi işçiler yerine getirir.

Devlette, tüm işlerde ihtisaslaşma sonucu bir iş bölümüne dönüşerek yerine getirilir. Uzmanlaşma bir işin daha kaliteli yapılmasını sağlar. Platon bu sınıfı diğer sınıflar kadar etraflıca ele almamıştır.

B- Bekçiler-Muhafızlar Sınıfı

Muhafızlar, özel mülkiyeti olmayan ve cesaret erdemine sahip bir sınıftır. Bu sınıf devletin sınırlarını korumak ve yeni topraklar katmakla görevli olan sınıftır. Bu sınıfın iyi bir beden ve ruh eğitimininden geçmesi gereklidir. Tıpkı bekçi köpekleri gibi devletin halkına iyi ve dost, diğer devletlere karşı cesur ve saldırgan olmalıdır.

Bekçilere iyi bir beden eğitimi, şiir ve bazı sanatsal eğitimlerin verilmesi gerektiğini savunur. Fakat bazı alanlarda ciddi sansürler önerir. Örneğin cesaret ve erdeme dair şiirlerin öğretilmesini fakat adaletsizliği öven şiirlerin de sansürlenmesini savunur.

C- Yönetici-Filozof Sınıfı

Platon yöneticilerin filozof olması gerektiğini anlatırken bir gemi analojisi yapar. Tayfalarının hiç deniz bilgisi olmadığı bir gemide herkes dümeni ele almaya çalışır. Dümeni ele geçiren tayfaların hiçbiri temel denizcilik bilgisine sahip değildir. Sadece gemideki yemekten daha fazla pay kapmaya çalışır. Devleti de yönetmek için birçok eğitimsiz kişi mücadeleye girişir. Gemiye aklı başında ve bilgili bir kaptan gerektiği gibi devlete de filozof bir yönetici gereklidir.

Devleti yöneten filozof halkın mutluluğunu ve refahını kendi mutluluk ve refahından üstün tutmalıdır. Halkıyla en çok ilgilenen, onların sorunlarını kendi sorunlarının üstünde tutan kişidir.

Devleti ön plana alan bir yönetim anlayışı yoktur onda. Devlet halkın mutluluk ve refahını arttıran bir yapıdır. Eğer devlet adaletsiz olur ve halkın mutsuzluğuna neden olursa halkı ahlaksız olmaya başlar. Buradan yola çıkarak Platon halkın mutsuzluğuna neden olan adaletsiz dört devlet türünden bahseder. Bunlar timokrasi, oligarşi, tiranlık ve demokrasidir.

Platon’un devletinde çocuklar belli bir yaştan sonra ailenin elinden alınarak eğitim kurumlarına verilir. Hiç bir kimse kendi çocuğunun ergin halini bilemez. Buradaki amaç tüm çocukların devleti aile olarak görmesidir. Ailelerin cinsel anlamda bir ilişki yaşaması da kurala bağlıdır. Bunun için özel şölenler yapılır ve bu da devletin kontrolündedir. Amaç soyun en iyi şekilde üreyip devam etmesidir.

Platon’un Metaller Efsanesi

Platon’a göre tanrı da sınıfsal olarak toplumun ayrılması taraftarıdır. Hatta ona göre insanı yaratırken ileride gireceği sınıfın özelliğine göre hamuruna bir metal katar.

Tanrı yönetici olan filozofların hamuruna altın, bekçiler sınıfındakilere daha düşük bir maden olan gümüş ve en alt sınıfta olan işçilere tunç veya demir katmıştır. Bu efsane herkesin içinde bulunduğu sınıfı kabullenmesi ve üst sınıfa neden geçmediğini sorgulaması için üretilmiştir. İnsanlara psikolojik bir rahatlama da getirmeyi amaçlar. Örneğin işçi bir sınıftaki bireyin kendini bu sınıfta olduğu için değersiz görmemesi ve bu sınıfta olmasının kendi suçu olmadığına inandırması bu efsane sayesindedir. Çünkü tanrının bir isteğidir bu. Bu anlayış özgür irade konusunda işlediğimiz fatalizm anlayışının bir ifadesidir.

6- Platon’un Sanat Felsefesi

Platon’a göre insanı idealara ulaşma yolunda engel olacak her şey ortadan kaldırılmalıdır. Sanatta doğanın yani görünüşler aleminin bir taklididir. Görünüşler alemi zaten idealar aleminin bir taklidi olduğuna göre sanat taklidin taklididir.

İdeaları konu edinmeyen, görünüşler alemindeki gelip geçici varlıkları taklit eden sanatın bir değeri yoktur. Bunu yanında askerleri savaştan alıkoyacak ve gençleri devlete karşı kışkırtacak özelliğe sahip şiir sanatına da karşıdır. Ona göre hem mimetik sanatı yani taklit sanatı hem de şiir sanatı değersizdir ve ideal devlette yeri yoktur.

Platon’a göre tüm sanat dalları mimetik yani kopyadır ve insan ruhuna zarar verdiği gibi devlete de zarar verir. Sanat sadece insanın idealara yaklaşmasına yardım ettiği sürece değerlidir. Ancak böylesi bir sanata devlette izin verir.

Eflatun Kimdir?

Platon’un bir diğer ismi Eflatundur. İslam tarihinde felsefe açısından en önemli olay tercüme hareketleridir. İslam’ın altın çağında başlamış olan bu tercüme hareketleri sırasında Antik Yunan Felsefesinin en önemli klasikleri Arapçaya çevrilmiştir. Birçok filozofun ismi birebir Arapçaya geçirilmiş iş sırası Platon’a gelince Arapça dilinin özellikleri bakımından bazı sorunlarla karşılaşılmıştır.

Platon isminin Arapçaya Eflatun veya Felatun olarak geçmesinin en büyük nedeni Arapçada p harfinin olmaması ve o sesinin telaffuz edilmemesidir. Bu nedenle Araplar Platon’u Eflatun olarak isimlendirmişlerdir.

Platon Kimdir hakkındaki bu makaleyi yazarken benim de faydalandığım şu kaynak eserlerden daha fazla bilgi alabilirsiniz:

R.M. Hare’nin Platon adlı eseri

Platon’un Phaidon, Menon ve Devlet adlı diyaloğu

Diogenes Laertios’un Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri adlı kitabı

Hans Joachim Störig’in vedalardan tractatus’a dünya felsefe tarihi adlı kitabı

Tamer KAVURAN ve Bayram DEDE’nin Platon ve Aristoteles’in sanat etiğiestetik kavramı ve yansımaları adlı makalesi

Mustafa Kaya’nın Platon’un Ruh Kuramı adlı makalesi

Eyüp ERDOĞAN’ın Platon’da Bilgisizlikten Bilgiye Giden Süreç adlı makalesi

Platon’un hayatı hakkında daha fazla bilgi için History adlı siteye de bakabilirsiniz.


Yorum yaz