17. yüzyıl felsefesi Filozoflar

Rene Descartes Kimdir?

Rene Descartes

Rene Descartes matematik, felsefe ve bilim ile uğraşmış ünlü bir 17. yüzyıl felsefesi düşünür ve yazardır. Modern felsefenin kurucusu gözüyle bakılmış bir filozoftur. Eserleri ve fikirleri bugün bile hala canlılığını korumaktadır. Türkiye’de hakkında en çok çalışma yapılan düşünürlerden biridir. Analitik geometrinin kurucusu sayılır.

Rene Descartes Hayatı ve Eserleri

Rene Descartes, 1596 yılında La Haye’de dünyaya geldi. Ailesi soylu ve aristokrattı. Ailesinin dördüncü çocuğuydu. 1606 yılında Kraliyet Kolejine gönderildi ve sekiz yıl boyunca eğitim aldı. Okul bittikten sonra ünlü matematikçi Mydorge ile tanıştı ve matematik ile ilgilenmeye başladı.

Kolej eğitimi bittikten sonra Poitiers Üniversitesine gitti ve avukat olarak mezun oldu. Fakat hayatı boyunca avukatlık yapmadı. O dönemde üniversite bitirenlerin çoğunun yaptığı gibi orduya katıldı. Daha sonra orduda görevli olarak Hollanda’ya gitti. Burada işgalci İspanyollara karşı savaştı. Sonrasında ordudan ayrılarak birçok avrupa ülkesini gezdi. Danimarka, Almanya, Macaristan, İtalya ve Polonya’yı ziyaret etti. Bu gezilerinin ardından Hollanda’ya gitti ve oraya yerleşti.

Rene Descartes, eserlerinin büyük bir kısmını Hollanda’da ikamet ettiğinde kaleme aldı. Hollanda’daki yaşamı çalkantılı geçmiştir. Bir dönem ateistlikle suçlanmış ve mahkum edilmiştir. Özgürlüğüne kavuştuktan sonra Fransa’ya döndü. Burada Pascal, Gassendi ve Hobbes ile tanıştı.

1649 yılında İsveç kraliçesi Kristina’nın teklifi üzerine İsveç’e gitti. Fakat buradaki soğuk iklim sağlığı üzerinde olumsuz etki yaratmıştır. 1650 yılında zatürreye yakalandı ve on gün sonra 54 yaşında hayata veda etti. Ölürken son sözünü söyledi:

İşte böyle ruhum, ayrılma zamanı geldi.

Meditasyonlar

Meditasyonlar, Rene Descartes’in altı günlük felsefi bir meditasyon sonucu ortaya çıkardığı düşüncelerin anllatıldığı bir eserdir. Bu eser, felsefenin bir çok disiplinini konu almasına karşın temel epistemoloji eserlerinden biridir.

Rene Descartes, bu eserinde doğru ve kendisinden tüm şüphelerin arındırıldığı bir bilgiye ulaşabilmek için izlenmesi gereken metodu sorgular. bu metod, kartezyen kuşku metodudur.

Rene Descartes’in Kartezyen Kuşku Metodu

Kartezyen kuşku metodu, bir sepet içindeki çürük elmaları ayıklama yöntemi gibidir. Aslında bu benzetme Descartes’in doğrudan kendisinin yaptığı bir benzetmedir. Ona göre bir sepet içindeki elmaların bazılarının çürük olduğunu düşünüyorsak en iyi ayıklama yöntemi sepetin tamamen boşaltılmasıdır. İncelediğiniz elmaların sağlamlığından emin olduklarınızı sepete geri koyarsınız. Fakat çürük olanları tekrar sepete atmazsınız.

Kartezyen kuşku metodu ile insan, temeli sağlam olan bir bilgi binası inşa edebilir. Descartes bu yöntemi birinci meditasyonda ayrıntılı bir şekide ele alır. Bu metodu bildiği tüm bilgilere uygulamaya koyulur.  Fakat bu yöntem gündelik yaşamda uygulanabilecek pratik bir yöntem değildir. Bu hayatta bir kere uygulanabilecek bir felsefi yöntemdir.

Descartes, kartezyen kuşku metodunu duyu yoluyla elde ettiği ve daha önce bildiği tüm bilgilere uygular. Çünkü duyu yoluyla elde ettiği bir kısım bilginin onu daha önce birçok kez yanılttığına şahit olmuştur. Ayrıca duyulardan elde ettiği veya daha önce bildiği tüm bilgilerin bir rüya içerisinde kazandığı bilgiler olabileceğini düşünür. Rüyalar gerçek olmamasına karşın, onu tecrübe edenler için bir gerçek gibi gözükebilir. Belkide tüm yaşamı onu kandıran bir güç tarafından şekillendirilmiştir. Bu güç bizi yanlış bir gerçekliğin içerisinde kandırmış olabilir. Nedir bu gerçekliği değiştirebilen güç?

Descartes’in Kötü Cin Hipotezi

2 + 2 = 4 eder. İçinde yaşadığımız dünyanın bir gerçekliğidir bu. Peki bu deneyimlediğimiz dünyayı sürekli etkileyen ve istediği bir şekilde değiştirebilen kötü bir cin varsa. Tüm bildiğimiz gerçeklik kötü bir cinin bizi yanıltmasıyla şekillendirilmişse. Şu an aldatılıyor olduğumuzun olanaklı olmadığını söyleyemeyiz.

Kötü cin hipotezi ile Descartes, bildiğimiz herşeyden şüphe etmemiz gerektiğini varsayar. Fakat bu kuşku bir amaç değil, kendisinden asla kuşkulanılmayacak bir bilgiye ulaşmak için bir araçtır.

Cogito Ergo Sum

Rene Descartes Cogito Ergo Sum

Cogito Ergo Sum

Descartes’e göre kötü cin olası olsa bile bizi kandıramayacağı bir konu vardır; kendimizin var olduğu gerçeği. Ben, herşeyden şüphe duyabilirim. Tüm bilgilerim bir aldatmacanın ürünü olabilir. Fakat kendisinden asla şüphe edemeyeceğim şey, şüphe ettiğim gerçekliğidir. Eğer bir varlık şüphe ediyorsa, o an şüphe ettiği bir eylemde bulunduğu gerçekliğinden şüphe edemez. İşler burada biraz karmaşık bir hal almış olabilir. Bunu dahada basitleştirelim. Herşeyi şüphelendiğiniz için reddettiğinizi varsayın. Tüm bilgilerinizi, inançlarınızı ve kabullenmelerinizi reddederken o an yaptığınız tek eylem şüphe etmektir. Bu nedenle herşeyin varlığını sorgulayan bir eylem içerisindeyken tek reddedemediğiz şey o an şüphe etmekte olduğunuzdur.

Şüphe ettiğinizden şüphe edemiyorsanız, şüphe eden bir varlığın var olduğundan da şüphe edemezsiniz Şüphe etmek için bedensel olmazsa bile düşünsel bir varlığın zorunlu olması gerekir. Şüphe ediyorsanız zorunlu olarak düşünüyorsunuz ve dolayısı ile varsınız.

Kartezyen Düalizm

Descartes’e göre kişi düşünüyorsa en azından zihinsel olarak var olmak zorundadır. Burada o, beden ve zihin arasında bir ayrıma dikkat çeker. Ona göre beden ve zihin arasında bir ayrım vardır. Zihin, kendisinden şüphe edilmeyecek bir gerçekliğe sahipken, bedenin böyle bir özelliği yoktur.

Beden ve zihin arasında bir ayrılığın olduğunu ileri süren kartezyen düalizme göre, bu iki varlık arasında bir etkileşim vardır. Buradaki asıl sorun iki farklı doğaya ait cevherin nasıl olupta birbirini etkileyebildiğidir.

Descartes , varolma açısından zihine bedenden daha fazla bir öncelik tanır. İnsanın bir bedene sahip olamayacağı düşünülebilir fakat bir zihine mutlaka sahip olması gerekmektedir. İnsan, bir zihine sahip olmadığını düşünürken bile bir zihne ihtiyaç duyar.

Descartes’te Epistemolojik Temelcilik

Temelcilik, insanın sahip olduğu tüm bilgilerin kendisinden gerekçelendirme yoluyla türediği bir ilk temelin olduğunu ileri süren görüştür. Bu temel bilgiler diğer tüm bilgilerin kendisinden türetildiği bir mayadır. Fakat bu temel bilgiler açık ve seçik olup doğruluğundan asla şüphe edilmeyen bilgilerdir.

Temelcilik, bilgide sonsuz bir döngü girdabına girmekten insanı kurtarır. Eğer her bilginin başka bir bilgiden türetildiğini varsayarsanız sonsuz bir geriye gidiş yoluna girersiniz. Temelciliğe göre bu handikaptan kurtulmanın tek yolu, bazı bilgilerin türetilmeyen temel bilgiler olarak kabul edilmesidir.

Descartes’in sistematik şüpheciliği, kendisinden asla şüphe edilmeyecek ve diğer tüm bilgilerin buradan türetileceği bir temel arayışıdır. O, temelci yöntem ile bir bilgi piramiti inşa eder. Bu piramitin zemininde temel bilgi ve inançlar vardır. Piramitin diğer katmanları bu temel üzerine inşa edilir. Onagöre bu temel bilgi ve inançların kabulu için başka bilgi ve inançlara gereksinim yoktur. Bu bilgi ve inançlar kendi kendilerini temellendirir. Bunlar a priori bilgilerdir.

Temelcilik görüşüne göre, temel bilgi ve inançlar açık-seçik ve apaçıktır. İnsan zihni bu bilgileri elde etmede diğer bilgi ve inançlardan yararlanmaz. Diğer tüm bilgi veya inançlarımız epistemolojik olarak doğru olabilmesi için temel bilgi ve inançlarla uyum göstermelidir.

Descartes’e göre insanın dolayımsız olarak elde ettiği temel bilgi, kendi bilincinin var olduğu bilgisidir. Diğer tüm bilgiler bu bilgiden çıkarımsal olarak türetilir. Bu şekide temel bilgiden hareketle bilgi dağarcığı sınırsızca genişletilebilir.

Descartes’in Ahlak Anlayışı

Descartes’e göre ahlakın amacı mutlak iyinin aranmasıdır. Mutlak iyiyi ararken insanı bu yolda motive edecek yegane kaynak mutluluktur.

Onun ahlak anlayışında en önemli kavram iradedir. Hata bu özgür iradesi onun tanrı ie ortak özelliğini gösterir. Erdemler özgür irade ile temellenir. İnsan sonucunu düşünmeden özgür iradesi ile erdemli olan davranışı göstermelidir. Bu açıdan Kant’ın ahlak anlayışını temellendirmede Descartes’in ahlak anlayından faydalandığını söyleyebiliriz.

Ona göre insanın mutsuz olmasındaki en önemli neden kendi sınırlanırını bilmemesidir. Bu nedenle sırsız bir elde etme isteği ile herşeyi arzular. İnsan aklıyla bu sınırsız isteme duygusuna gem vurmaya başlarsa mutluluğu elde edebilir. Akıl sayesinden insan elindekiyle yetinmeyi öğrenir ve daha fazlasını isteme konusunda kendisine gem vurabilir.

İnsan bedeni ruhunu sürekli güdüler. Bu güdülenme sonucu ruh bir takım tutkulara kapılır. Normal şartlarda bu hayatın devamı için gerekli bir faaliyettir. Fakat bu güdü insanı sınırsız elde etme tutkusuna da yönlendirebilir. Bu açıdan insan aklı bu güdüyü ehlileştirebilecek güce sahiptir. İyi bir eğitim yoluyla insan bu güdüsünü yönlendirebilecek akli güce ulaşır.

Ahlaki olarak ideal insan, iyinin bilgisine sahip olup iradesi ile onu isteyen insandır. Bu kişi gerçekte neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilir ve iradesi ile iyiyi ister. Böylesi insanlar alçakgönüllüdür. Erdemleri isteme ve ahlaki davranışları sergilemede tutarlıdır.

Descartes’in Tanrı Anlayışı

Descartes’in tanrı anlayışı onun bilgi anlayışını temellendirmede önemli bir yer tutar. Çünkü Descartes tanrı inancı ile insanın asla yanılmayacağı bir bilgi binası inşa edebileceğine inanır. Ona göre tanrının üç kanıtı vardır. Bunlar:

  1. İnsan zihninde bir tanrı idesi vardır. Bu idenin nesnel gerçekliği, idenin gerçekliğinden daha fazladır. Bu nedenle zihindeki tanrı idesinden daha geniş bir muhteviyata sahip bir tanrının varlığı zorunludur.
  2. İkinci olarak o, kozmolojik kanıtı ileri sürer. İnsanın varoluşunu borçlu olduğu mutlak bir varlık olmak zorundadır. Bu mutlak varlık var olan herşeyin var oluş nedenidir. Buda nedende tanrının kendisidir.
  3. Üçüncü olarak o, ontolojik kanıtı ileri sürer. Bu kanıta göre tanrı sadece düşüncede değil gerçek manada bir varlığa sahip olmalıdır.

Descartes’in Dış Dünya Kanıtı

Descartes, kendisi ve tanrının varlığını kanıtladıktan sonra bilincinden bağımsız bir dış dünyanın olup olmadığını sorgulamaya başlar. İnsanın dış dünyaya dair hangi bilgilere sahip olabileceğini sorgular.

Dış dünyadaki varlıklara dair açık ve seçik olarak sahip olabileceğimiz bilgiler matematiksel bilgilerdir. Çünkü bu bilgileri elde etmemizde matematiksel verilerden faydalanırız. Bir varlığı belli bir şekil, konum ve hacimi ile biliriz. Fakat sadece matematiksel veriler ışığında, bir varlığın var olduğunu söyleyemeyiz.

Ona göre kendimiz dışındaki diğer varlıklara dair matematiksel veriler dışında da bazı bilgilere sahibiz. Onlara dair zihnimizde bir takım ideler ve düşünceler de vardır. Bu ide ve düşüncelerin olması için onları ortaya çıkaracak varlıkların da olması gereklidir. Pek tabi bu ideler herhangi bir gerçekliğe sahip olmadan da ortaya çıkmış olabilir. Tanrı bu ideleri zihnimize yerleştirmiş olabilir. Fakat ona göre tanrı insanları aldatmayan bir varlıktır. Bu nedenle insan zihnindeki idelerin ve düşüncelerin türediği bir dış dünyanın gerçekliğinden bahsedebiliriz.

Descartes hakkında daha fazla kaynak okuma için başvuracağınız kaynaklar:

Descartes, “Söylem”, İdea yayınları

Descartes, “Yöntem Üzerine Konuşma”, Çeviren: Regaip Minareci, Morpa Kültür Yayınları

Descartes, “Felsefenin İlkeleri”, Say Yayınları

Nilifer Ünaldı, “Descartes’in Etik Anlayışı”, Yüksek Lisans Tezi

Yorum yaz